← Ana sayfaya dön

Türkiye-İran doğal gaz anlaşması temmuz ayında sona eriyor, asıl sınav ödeme sistemi olacak

Forbes
29.06.2026

🔹 Türkiye ile İran arasındaki 25 yıllık doğal gaz anlaşması temmuz ayında sona eriyor.

🔹 Türkiye, son yıllarda LNG anlaşmaları ve Karadeniz'deki Sakarya Gaz Sahası üretimi sayesinde İran gazına olan ulusal bağımlılığını önemli ölçüde azalttı.

🔹 İran, 2025 yılında Türkiye'ye yaklaşık 7,8 milyar metreküp doğal gaz tedarik etti. Bu miktar Türkiye'nin toplam gaz ithalatının yaklaşık yüzde 13'ünü oluşturdu.

🔹 Doğu Anadolu'daki mevcut doğal gaz altyapısı büyük ölçüde İran'dan gelen gaz akışına göre inşa edildiği için İran gazı bölgesel arz açısından önemini koruyor.

🔹 Eylül 2025'te JCPOA yaptırımlarının yeniden yürürlüğe girmesiyle Birleşmiş Milletler'in İran yaptırımları tekrar uygulanmaya başladı.

🔹 Haziran 2026'da Halkbank ile ABD makamları arasında varılan anlaşma kapsamında banka, İran'a fayda sağlayacak işlemleri gerçekleştiremeyecek ve bağımsız yaptırım denetimi altında faaliyet gösterecek.

🔹 ABD Hazine Bakanlığı'nın İran'a yönelik geçici yaptırım muafiyeti petrol ve petrokimya ürünlerini kapsarken doğal gazı kapsam dışında bıraktı.

🔹 Bu gelişmeler nedeniyle Türk bankalarının İran Ulusal Gaz Şirketi'ne yapılacak ödemeleri gerçekleştirme konusunda daha temkinli hareket etmesi bekleniyor.

🔹 Yeni bir Türkiye-İran doğal gaz anlaşmasının daha düşük hacimli, daha kısa süreli ve yaptırımlar ile ödeme kesintilerine ilişkin açık hükümler içermesi bekleniyor.

🔹 Temmuz ayından sonra Tebriz-Ankara doğal gaz hattındaki gaz akışının devam edip etmeyeceği, yeni yaptırım düzenlemelerinin enerji ticaretini nasıl etkileyeceğini gösterecek.

← Ana sayfaya dön Sonraki haber

Vekil güçlerin kullanımı Orta Doğu'daki istikrarsızlığı artırıyor

The Guardian
29.06.2026
Bölgedeki vekil güçler

🔹 ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İran ile yapılacak nihai bir anlaşmanın Tahran'ın yalnızca nükleer programını sınırlamasını değil, Hamas, Hizbullah, Irak'taki Şii milisler ve Yemen'deki Husilere verdiği desteği de sona erdirmesini gerektirdiğini söyledi.

🔹 Güvenlik uzmanları, son çatışmaların ardından İran'ın bölgedeki müttefik silahlı gruplara desteğini artırabileceğini değerlendiriyor.

🔹 İran, 2024 ve 2025'te ağır kayıplar vermesine rağmen Hizbullah'ı bölgedeki en önemli müttefiklerinden biri olarak görmeye devam ediyor.

🔹 Yemen'deki Husiler son çatışmanın son günlerinde İsrail'i hedef alan saldırılar düzenledi ve Kızıldeniz'deki uluslararası deniz taşımacılığını tehdit etmeyi sürdürdü.

🔹 Irak'taki İran destekli Şii milis grupları ABD hedeflerine yönelik çok sayıda roket ve İHA saldırısı üstlendi ancak geniş çaplı bir harekât başlatmadı.

İsrail ve ABD'nin girişimleri

🔹 ABD ve İsrail, çatışmanın başlangıcında İran'daki Arap ve Beluç toplulukları ile Kuzey Irak'taki Kürt grupları harekete geçirmeye çalıştı ancak bu girişimler sonuç vermedi.

🔹 Daha önce hazırlanan bir ABD planı, özel kuvvetlerin desteğiyle binlerce Kürt savaşçının kuzeybatı İran'a ilerlemesini öngörüyordu. Plan uygulanmadı.

🔹 Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın plana karşı çıkması ve Kürt grupların hazırlıksız olması nedeniyle girişim hayata geçirilmedi.

🔹 İsrail'in Suriye'deki Dürzi topluluklarını korumak amacıyla kurulan yeni bir silahlı gruba mali destek, silah ve istihbarat sağladığı bildirildi.

🔹 İsrail'in Gazze'de Hamas'a karşı bazı Filistinli silahlı grupları desteklediği, ancak bu grupların sınırlı faaliyet gösterdiği ve Hamas'a alternatif oluşturamadığı ifade edildi.

Bölgesel eğilim

🔹 Orta Doğu genelinde milis güçlerin silahsızlandırılması ve devlet otoritesinin güçlendirilmesine yönelik çabalar sürüyor.

🔹 Buna rağmen Suriye, Libya, Sudan ve diğer çatışma bölgelerinde vekil güçlerin kullanılmaya devam ettiği belirtiliyor.

← Ana sayfaya dön Sonraki haber

İsrail ordusu, güney Suriye'de kontrol ettiği bölgede silahlı kişileri öldürdüğünü açıkladı

Haaretz
29.06.2026

🔹 İsrail ordusu, güney Suriye'de kontrolü altında bulunan bir bölgede silahlı kişileri öldürdüğünü açıkladı.

🔹 Suriye kaynakları, İsrail birliklerinin konuşlandığı bölgede İran bağlantılı milis unsurlarının faaliyet gösterdiğini bildirdi.

🔹 Bölgedeki kaynaklar, iki kişinin öldürüldüğünü ve cenazelerinin İsrail ordusunun elinde tutulduğunu belirtti.

🔹 İsrail birliklerinin Dera ilinde görüldüğü, Suriye Golanı'ndaki Tel el-Ahmar Tepesi'ne ilerleyerek burada çadırlar kurduğu bildirildi.

🔹 Suriye devlet haber ajansı, İsrail askerlerinin Kuneytra'daki tarım arazilerine kimyasal ilaç püskürttüğünü açıkladı.

🔹 Suriye devlet haber ajansına göre İsrail, 2024 yılında Esad yönetiminin çöküşünden bu yana güney Suriye'de dokuz askeri nokta kurdu ve 47 sivili gözaltına aldı. Gözaltına alınan kişilerin akıbeti bilinmiyor.

🔹 Haberde, İsrail güçlerinin Kuneytra bölgesinde bazı sivilleri evlerinden çıkardığı, binaları yıktığı ve tarım arazilerine el koyduğu belirtildi.

🔹 Gözaltındaki kişilerden birinin babası, oğlunun durumu ve bulunduğu yer hakkında bilgiye ulaşılamadığını söyledi. Uluslararası Kızılhaç Komitesi'nin de İsrail'in çok sayıda kişiyi gözaltında tuttuğunu kabul etmediğini ifade etti.

🔹 Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, İsrail ile Suriye arasındaki 1974 Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması kapsamında görev yapan BM Gözlem Gücü'nün yetkisini altı ay daha uzattı. Suriye'nin BM Daimi Temsilcisi, İsrail'e anlaşmaya uyması, gözaltındaki kişileri serbest bırakması ve Suriye'nin egemenliğine saygı göstermesi çağrısında bulundu.

🔹 İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, İsrail ordusunun Lübnan, Suriye ve Gazze'deki güvenlik bölgelerinde sınırların ve İsrail yerleşimlerinin korunması amacıyla süresiz olarak kalacağını söyledi.

🔹 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail'in Suriye ve Lübnan'daki saldırılarının Türkiye'yi de tehdit edecek boyuta ulaştığını, Türkiye'nin vatandaşlarının haklarına yönelik ihlallere karşılık vereceğini açıkladı.

🔹 Başbakan Binyamin Netanyahu ise İsrail'in İran ve bölgedeki müttefiklerine karşı güçlü şekilde hareket etmeyi sürdüreceğini söyledi.

← Ana sayfaya dön Sonraki haber

İsrail, Ermenilerin Birinci Dünya Savaşı sırasındaki ölümlerini resmen soykırım olarak tanıma sürecini başlattı

Associated Press
29.06.2026

🔹 İsrail Bakanlar Kurulu, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermenilere yönelik şiddet olaylarını soykırım olarak tanımlayan teklifi oy birliğiyle kabul etti.

🔹 Teklifin yürürlüğe girmesi için İsrail Parlamentosu'nun onayı gerekiyor.

🔹 İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, Ermeni Soykırımı'nın tarihsel belgelerle açık biçimde kayıt altına alındığını, inkâr ve küçümseme çabalarının sürdüğünü söyledi.

🔹 Saar, İsrail'in bu kararı almasının ahlaki ve tarihsel bir sorumluluk olduğunu belirterek, doğru olanı yapmak için hiçbir zaman geç olmadığını ifade etti.

🔹 Tarihçiler, Birinci Dünya Savaşı döneminde yaklaşık 1,5 milyon Ermeni'nin hayatını kaybettiğini ve bu olayların 20. yüzyılın ilk soykırımı olarak kabul edildiğini değerlendiriyor.

🔹 Türkiye, yaşanan ölümlerin soykırım olarak nitelendirilemeyeceğini, hayatını kaybedenlerin iç savaş ve kargaşa ortamının mağdurları olduğunu savunuyor.

🔹 İsrail, Türkiye ile ilişkilerini uzun yıllar gözeterek bu konuda resmî adım atmaktan kaçınmıştı. Son yıllarda Gazze, Lübnan ve İran'daki çatışmalarla birlikte iki ülke arasındaki ilişkiler daha da kötüleşti.

🔹 Saar, ABD, Suriye ve Lübnan'ın da aralarında bulunduğu 32 ülkenin olayları soykırım olarak tanıdığını söyledi.

🔹 Türkiye Dışişleri Bakanlığı, İsrail'in kararını siyasi saiklerle atılmış bir adım olarak nitelendirdi ve bunun Filistinlilere yönelik eylemlerden dikkati uzaklaştırmayı amaçladığını açıkladı.

🔹 Türkiye, İsrail yönetiminin uluslararası hukuk ve tarihî gerçekleri göz ardı ettiğini, Gazze'de işlenen suçlarla ilgili süreçlerden kaçamayacağını belirtti.

← Ana sayfaya dön Sonraki haber

Suudi Aramco'ya ait helikopter kazasında 14 kişi hayatını kaybetti

Reuters
28.06.2026

🔹 Suudi Arabistan'ın doğusundaki Ras Tanura'da, Saudi Aramco'ya ait bir helikopterin düşmesi sonucu 14 kişi hayatını kaybetti.

🔹 Kaza, yerel saatle 06.00'da meydana geldi. Kazanın nedeni henüz belirlenemedi.

🔹 Suudi yetkililer, kazanın nedenini belirlemek için kapsamlı soruşturma başlattı.

🔹 Aramco, Ras Tanura ham petrol yükleme terminalindeki sevkiyatları yaklaşık dört aylık aranın ardından cuma günü yeniden başlatmıştı.

🔹 Ras Tanura terminali, Basra Körfezi kıyısında ve Hürmüz Boğazı'nın batısında yer alıyor.

🔹 ABD ile İran arasında savaşı durdurmaya yönelik geçici anlaşmanın ardından Orta Doğu'daki üreticiler petrol ve doğal gaz üretim ve ihracatını artırırken, Suudi Arabistan da sevkiyatlarını hızlandırıyor.

← Ana sayfaya dön Sonraki haber

Doğrusal Olmayan Etnik Nişler

Aporia Magazine
28.06.2026
2008'den beri iyi performans gösteren İngiliz ekonomisinin birkaç alanından biri. Kaynak.
2008'den beri iyi performans gösteren İngiliz ekonomisinin birkaç alanından biri. Kaynak.
Yeni firmalarda aynı etnik kökene sahip kişilerin işe alınma oranları. Karşılaştırma yapmak gerekirse, Alman göçmenler %1,8, İngiliz ve Kanadalılar %2,3, İtalyanlar ise %5,2 oranındadır.
Yeni firmalarda aynı etnik kökene sahip kişilerin işe alınma oranları. Karşılaştırma yapmak gerekirse, Alman göçmenler %1,8, İngiliz ve Kanadalılar %2,3, İtalyanlar ise %5,2 oranındadır.
2013 yılında serbest meslek sahibi olma ve kişi başına düşen GSYİH. Serbest meslek sahibi olmama (ekonomideki resmi kurumların hakimiyetinin kaba bir ölçüsü) ile yaşam standartları arasında inanılmaz derecede güçlü bir ilişki vardır. Girişimciliğin varsayılan insan modeli, serbest meslek sahibi bir sokak satıcısı veya geçimlik çiftçi, son derece verimsizdir; ancak akrabalık temelli bir toplumda bunun ötesine geçmek zordur. Kaynak.
2013 yılında serbest meslek sahibi olma ve kişi başına düşen GSYİH. Serbest meslek sahibi olmama (ekonomideki resmi kurumların hakimiyetinin kaba bir ölçüsü) ile yaşam standartları arasında inanılmaz derecede güçlü bir ilişki vardır. Girişimciliğin varsayılan insan modeli, serbest meslek sahibi bir sokak satıcısı veya geçimlik çiftçi, son derece verimsizdir; ancak akrabalık temelli bir toplumda bunun ötesine geçmek zordur. Kaynak.
Ortaya çıkan Batı kast sistemi

Britanya’nın gelişen kokain kaçakçılığı sektörüne katılmak istiyorsanız Arnavut olmanız gerekir.

Bunun böyle olması için önceden var olan bir neden yok. Arnavutların Kolombiya uyuşturucularıyla ırksal, kültürel, coğrafi ya da siyasi bir yakınlığı yok. 2000 yılında makul ve bilgili bir gözlemci, Arnavutların bu sektöre hâkim olacağını tahmin etmezdi. Ancak böyle bir gözlemci, organize suçun neredeyse her zaman etnik çizgiler boyunca örgütlendiği için bir etnik azınlığın bu sektöre hâkim olacağını tahmin edebilirdi. Bu, söz konusu etnik azınlık toplumun genelinden ortalama olarak daha az suç işlese bile geçerlidir; 20. yüzyıl başı Amerika’sındaki Yahudi mafyası gibi.

Bu olgu yalnızca suç işletmelerine özgü değildir. Detroit’teki marketlerin yüzde 90’ını Keldaniler kontrol eder. Kaliforniya’daki kamyon şoförlerinin yüzde 40’ı Sih’tir ve ABD’deki Sihlerin yaklaşık üçte biri kamyon şoförüdür. Chicago ve Ortabatı’daki Dunkin’ Donuts mağazalarının yaklaşık yüzde 95’i, çoğunlukla Gujarati Patel’ler olmak üzere Hintlilere aittir. New England ve New York’ta Dunkin’ Donuts mağazalarının yüzde 60’ını Portekizli göçmenler işletir. Baltimore’daki içki dükkânlarının yüzde 90’ı Korelilere aittir. Bunu fark eden ilk, onuncu, hatta yüzüncü kişi ben değilim. 1999 tarihli, “Bir Patel Motel Karteli mi?” başlıklı New York Times yazısından:

Amerika’daki moteller, doğrusal olmayan etnik niş denebilecek bir şeyi oluşturur: Belirli bir etnik grup, belirgin biçimde tanımlanabilir bir ekonomik sektöre yerleşir; bu sektörün işlerinde o grubun açık bir kültürel, coğrafi, hatta ırksal yakınlığı yoktur.

İtalyanların pizzacı işletmesinden ya da Japonların judo okulu açmasından bahsetmiyorum. Bariz bir örnek vermek gerekirse, New York’taki deli ve market sektöründe Kore hâkimiyetinden söz ediyorum; aynı şehirde Çinliler çamaşırhanelerin çoğunu işletir, Sri Lankalılar ise —bunu bilmiyorsanız— porno video dükkânlarının çoğunu işletir. Ya da Büyük Detroit’teki Araplardan; benzin istasyonları üzerinde çok güçlü bir hâkimiyetleri vardır. Ya da Los Angeles’ta manikür salonlarını tekelleştiren Vietnamlılardan. Daha uzaklara gidersek Londra’nın büyük siyah taksilerindeki sivri dilli şoförlerden söz edebilirim; bunların çoğu şehrin East End bölgesinden Yahudilerdir. Ya da Yeni Delhi’nin daha varlıklı konutlarının önündeki güvenlik görevlilerinden; neredeyse hepsi Nepallidir. Ya da Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki seks işçilerinden; bunlar çoğu zaman Rusya’dan gelen kadınlardır.

Önceki yazarların daha geniş sonuçları gerçekten değerlendirdiğine inanmıyorum. Göç lehindeki genel ekonomik argüman şudur: Göç daha büyük pazarlar anlamına gelir; dolayısıyla daha fazla rekabet, daha fazla uzmanlaşma fırsatı, daha fazla ölçek ekonomisi ve benzeri sonuçlar doğurur. Geçmişte, bugün önemli uluslararası ticaretin bunu nasıl geçersiz kıldığını ele aldım. Küçük ülkeler artık dünyanın bütünüyle rekabet, uzmanlaşma ve ölçek avantajlarından yararlanır.

Doğrusal olmayan etnik nişlerin varlığı, göç lehindeki ekonomik argümanı daha da zayıflatır. Kilit nokta şudur: Göç ulusal piyasaları parçalar. Bir niş ele geçirildiğinde, dışarıdakiler artık o nişte rekabet edemez.

Nişlerin içinde etnik gruplar arasında hâlâ rekabet vardır; ancak bu gruplar nüfusun çok küçük kesimleridir ve çoğu zaman kartel gibi hareket etmelerini sağlayan gayriresmî kurumlara ve akrabalık yapılarına sahiptir. Chicago’da Dunkin’ Donuts mağazası sahibi Vishal Shah’ın sözleriyle:

“Hint kültüründe, babanızın arkadaşıysa ona yine de amca dersiniz,” dedi Shah. “Ailenizin arkadaşları olduğu için saygı yoluyla aile olursunuz; herkes ailedir.”

Bu, günlük iş hayatında büyük fark yaratır. Ailesinin altı mağazası olan Shah, “Hepimiz birbirimize yardım ederiz,” dedi. “Birinin bir şeye ihtiyacı olduğunda kimse ‘vaktim yok’ demez. Mikseriniz bozulursa birkaç telefon yeterlidir ve size bakılacağını bilirsiniz.” Benzer şekilde, ekibinin yarısı hastalanırsa yine aynı birkaç telefon onu yeniden faaliyete geçirir.

Bunun anlamı şudur: Doğrusal olmayan etnik nişlerin ele geçirdiği mesleklerde, günümüzün çok etnikli Chicago’su, önceki kuşakların daha küçük ama daha homojen Chicago’suna kıyasla yararlanabileceği daha küçük bir yetenek havuzuna sahiptir. Aynı durum birçok Amerikan şehri için de geçerlidir.

Doğrusal olmayan etnik nişlerin önemini, yeni firmalarda aynı etnik kökenden kişileri işe alma düzeylerine bakarak kabaca ölçebiliriz.

Karşılaştırma yapmak gerekirse Alman göçmenlerde bu oran yüzde 1,8; Britanyalılar ve Kanadalılarda yüzde 2,3; İtalyanlarda ise yüzde 5,2’dir. Ancak yukarıdaki grafik, gönderen ülkelerin kendilerinin çok etnikli olduğu durumlarda aynı etnik kökenden işe alımı ciddi biçimde düşük gösterir. Örneğin motel sektörü için doğru analiz birimi “Hintliler” değil, Gujarati’lerdir. Detroit marketleri için “Iraklılar” değil, küçücük Keldani azınlıktır. Grafik size belirli bir ülkenin göçmenlerinin bu nişlere ne kadar bağımlı olduğunu söyler; fakat nişlerin içinde ne kadar baskın olduklarını söylemez. Asıl önemli sayı budur.

ABD’deki daha meşhur doğrusal olmayan etnik nişlerden bazılarına bakmak, bunların nasıl işlediğine dair fikir verir.

Kamboçyalıların donut dükkânları

Kamboçyalılar Güney Kaliforniya’daki donut dükkânlarının yaklaşık yüzde 80’ini işletir; oysa eyalet nüfusunun yalnızca yüzde 0,17’sini oluştururlar. Kamboçya donut imparatorluğu, mülteci Ted Ngoy ile başladı. Ngoy bu işi ilk olarak Winchell’s Donuts’ta azınlık istihdamını artırmaya yönelik pozitif ayrımcılık programı sayesinde öğrendi. Kamboçyalılar, geniş aile kredisi ve gayriresmî bir borç verme kulübü olan tong tine kullanımı yoluyla bu geleneksel Amerikan yemek sektörüne tamamen hâkim olabildi. Erin Curtis’in 2016 tarihli bir makalesinden:

Kamboçya varyasyonundaki düzenleme, mültecilerin hızlıca para alıp geri ödemesine imkân sağladı. Krediler vergisiz ve faizsizdi; Kolker’ın gayriresmî borç verme kulüplerinin “para kazanmak için değil, para biriktirmek için” var olduğu iddiasını destekliyordu. Belki de en önemlisi, normalde kredi alamayacak kişilere nakdi “hızla erişilebilir” hale getiriyordu. Sokhom’un belirttiği gibi, tong tine “banka kredisi alamayan ya da nasıl alacağını bilmeyen” Kamboçyalılar arasında yaygındı. Lonh’un sözleriyle, kişisel birikimler, arkadaş ve aile yardımı ya da tong tine desteği yoluyla “bir bakıma bankadan kaçınabilmek”, Kamboçyalılara daha düşük başlangıç harcamaları, daha az uzun vadeli maliyet ve ABD finans kurumlarıyla daha az temasla bağımsız işletme sahipliğine daha hızlı erişim sağladı.

Ucuz borç alabilme yeteneği, finansmanı Amerikan rakiplerine kıyasla onlar için çok daha kolay hale getirdi. İşletme satın alındıktan sonra Kamboçyalılar, gayriresmî aile emeği kullanarak işletme maliyetlerini de düşük tutabiliyordu. Böylece pahalı gelir vergilerini, iş yasalarını ve düzenlemeleri —çocuk işçiliğiyle ilgili olanlar dahil— aşabiliyorlardı.

Dikkat çekici şekilde, Kamboçyalı donut dükkânı sahipleri son derece muhafazakâr olmakla ve çok az yatırım ya da inovasyon yapmakla bilinir. Amerikan rakiplerine kıyasla daha ucuz emeğe ve finansmana erişimleri olduğundan üretkenliği artırmak için çok az teşvikleri vardır. Ayrıca Güney Kaliforniya’daki Kamboçya topluluğu çok küçüktür; 65 bin kişidir ve içeriden inovasyon üretmek için gereken “iyileştirme kültüründen” yoksundur. Tüketici açısından bu kısa vadede iyidir; daha ucuz emek ve finansmandan gelen verimlilik artışları daha düşük fiyatlara yansır. Ancak uzun vadede kötüdür; çünkü inovasyon olmadan donut dükkânlarının ne kadar gelişebileceğinin sert bir sınırı vardır. Bu, Britanya’nın 21. yüzyılda meşhur biçimde oto yıkamalarda otomasyondan göçmen emeğine geri dönmesine benzer.

Patel motelleri

Çoğunlukla Patel soyadını taşıyan Gujarati’ler, ABD’deki otel ve motellerin tahminen yüzde 42’sini işletir. Oysa ABD nüfusunun yalnızca yüzde 0,3’ünü oluştururlar; bu oran, bu durumun ilk fark edildiği 1999’da daha da düşüktü. Küçük kasaba Amerika’sındaki motellerde bu hâkimiyet yüzde 80-90’a çıkar. Patel motel karteli, 1940’larda yasa dışı bir göçmen olan Kanjibhai Desai ile başladı. Patel’ler için ilk cazibe, motel sahipliğinin İngilizce yeterliliği gerektirmemesiydi. Kamboçyalılarda olduğu gibi Patel motel sahipleri de gayriresmî etnik kredi ağlarını ve aile birleşimi yoluyla getirilen göçmen aile emeğini kullanarak Amerikan rakiplerini fiyat açısından geride bırakabildi. Patel’ler bugün büyük zincirlerin dışındaki ABD konaklama sektörüne bütünüyle hâkimdir.

Vietnamlı manikür salonları

ABD’deki manikür salonlarının yarısından fazlası Vietnamlılar tarafından işletilir; Kaliforniya’da bu oran yüzde 80’in üzerine çıkar. Oysa Vietnamlılar ABD nüfusunun yalnızca yüzde 0,7’sidir. Tıpkı Patel’ler ve Kamboçyalılar gibi Vietnamlı göçmenler de aile ve arkadaşlardan piyasa altı krediye eriştikleri için manikür salonlarını Amerikan rakiplerine göre daha kolay finanse edebildiler.

Göç yanlısı muhafazakârlar, doğrusal olmayan etnik nişlerin “girişimciliğini” çoğu zaman asimilasyona giden bir yol olarak över; fakat bu ilişkiyi tersinden okumaktır. Patel’lerde olduğu gibi Vietnamlı mülteciler manikür salonlarına çekildi; çünkü bu işler İngilizce yeterliliği gerektirmiyordu ve aslında Amerikan ana kültüründen etnik ayrışmayı mümkün kılıyordu.

Vietnamlı mülteci kadınların manikürcü olma ihtimali yüksektir; çünkü salon işi, yabancı —Amerikan— kültürden, dilden ve insanlardan yüksek derecede özerklik ve yalıtım sağlar.

Etnik ağ kurulduktan sonra Vietnamlı sahipler, Vietnamlı olmayan rakiplerine karşı başka bir avantaj daha kazandı: işçilere ve eğitime daha iyi erişim. Dil engeli bunun bir parçasıdır. Salon sahiplerinin çoğu öncelikle Vietnamca konuşmaya başlayınca, muhtemel çalışanların da Vietnamca konuşması gerekti; kozmetoloji okulları da İngilizce yerine Vietnamca dersler vermeye başladı. Vietnamlı sahipler ve işçiler, birbirlerini bulmak için etnik ve akrabalık ağlarından da yararlanabiliyor, çoğu zaman zahmetli olan piyasa temelli işe alım sürecinden kaçınıyordu. Bu açıkça ABD’deki Medeni Haklar yasasının ruhuna aykırıdır; ancak yasaları gayriresmî ağlara uygulamak esasen imkânsızdır ve kimse de bunu gerçekten denememiştir.

Mekanizmalar

Thomas Sowell’ın söyleyeceği gibi: Önyargı bedavadır ama ayrımcılığın maliyeti vardır. Piyasa ekonomisinde belirli gruplardan kişileri işe almayı reddetmek, masada para bırakmak ve bu gruplardan insanları işe alacak girişimciler tarafından rekabette geride bırakılmak demektir. Tekel ya da EEOC korkusunun özel çeşitlilik çabalarını yönlendirmesi gibi piyasa dışı güçler bunu değiştirebilir; fakat burada olan bu değildir. Motel sektörünü Patel’lerle doldurmaya ya da her manikür salonunun Vietnamlı olmasını sağlamaya yönelik toplum çapında bir baskı yoktur. Hâkim oldukları küçük işletmeler de tekel değildir. Peki doğrusal olmayan etnik nişler nasıl işler? Hepsinde ortak özellikler şunlardır:

Birinci kuşak göçmenler tarafından kurulur ve sürdürülürler. Bu, niş sahiplerinin geldikleri ülkelerdeki etnik ve akrabalık ağları üzerinden emek arbitrajından yararlanmasına imkân tanır. Ayrıca etnik grup dışından işçi bulmayı zorlaştıran, aynı etnik gruptan kişilerin de niş dışında iş bulmasını zorlaştıran bir dil engeli yaratır. Düşük prestijli, dar kâr marjlı küçük bir işletmeyi yürütmek kolay değildir; bu nedenle ikinci ve üçüncü kuşak aynı etnik kökenden kişiler çoğu zaman bu işlerden ayrılır.

Bu nişler düşük prestijli, düşük marjlı sektörlerdedir. Bunlar eskiden Amerikalılar için yukarı doğru hareketliliğin önemli yollarıydı ve bir etnik grubun bu sektörlere hâkim olması için doğal bir neden yoktur. Bunun, bir etnik grubun özellikleri onu belirli bir sektöre uygun kıldığı için o sektörde öne çıkmasından farklı olduğunu belirtmek gerekir; örneğin NBA’de siyahların baskınlığı ya da Çin restoranlarında Çinlilerin baskınlığı gibi.

Bu sektörlerin küçük ve fazla prestijli olmaması, onların hâkimiyet altına alınmasını mümkün kılan şeydir. İnsanların motel, küçük market, benzin istasyonu, manikür salonu ve donut dükkânı işletmesinin ana nedeni paradır; prestij, statü ya da başka soyut getiriler değil. Kamboçya donut nişinin tarihinden bu çok güçlü biçimde anlaşılır: Bazı sahipler sektöre küçümsemeyle bakar ama iyi para kazandırdığını söyler. Bu da şu anlama gelir: Bir kez fiyat altında kalınca, aynı etnik kökenden olmayanlar bu sektöre girmeye çalışmayı bırakır. Başlangıç avantajları hızla tam hâkimiyete dönüşebilir. Bu noktada nişi korumak, onu baştan kurmaktan çok daha kolaydır.

Hâkimiyetlerini piyasa altı geniş aile kredileri, ABD ile geldikleri ülkeler arasındaki emek arbitrajından yararlanma, grup içi işgücü ağı ve ırksal ayrıcalıkların birleşimiyle kurarlar.

Doğrusal olmayan etnik nişlerin ekonominin bazı sektörlerine hâkim olabilmesinin tek en önemli nedeni piyasa altı kredilerdir. Küçük işletmelerin kâr marjları çok düşük olma eğilimindedir; bu nedenle finansmanda daha iyi şartlara sahip olmak büyük avantajdır. Doğrusal olmayan etnik nişlerle ilgili her makale, geniş ailelerden ve gayriresmî etnik ağlardan gelen kredinin ne kadar önemli olduğundan bahseder. Amerikalıların genellikle böyle bir kredi imkânı yoktur: Etnik ağlarımız yoktur ve ailelerimiz dünyanın çoğuna kıyasla küçüktür. Bankalar ya da Küçük İşletmeler İdaresi gibi resmî kredi kaynaklarının belirli etnik grupları kayırması yasaktır; yalnızca genel olarak beyaz olmayanları kayırma yetkileri olduğunda istisna vardır. Biz, toplumun bize bireyler olarak adil davranmasına bağımlıyız.

Bu nişlerin ikinci avantajı, ABD ile geldikleri ülkeler —Vietnam, Hindistan, Kamboçya, Irak vb.— arasındaki ücret arbitrajıdır. Aile birleşimini ve dolayısıyla zincirleme göçü destekleyen Amerikan göç yasası bunu mümkün kılar. Bireysel işverenler, H1-B gibi çalışma vizelerinin gerekleri dışında arbitraj yapabilir. Aile üyeleri ya da aynı etnik kökenden kişiler için iş değiştirmek sosyal açıdan zordur; özellikle de çoğu zaman İngilizce konuşamıyorlarsa. Padma Rangaswamy’nin sözleriyle:

Amerikan Ortabatısı’ndaki Dunkin’ Donuts franchise sektöründe Güney Asyalıların hâkimiyeti, niş oluşumuna dair klasik teorilerin çoğuyla açıklanabilir: göçmenlerin kendi işine sahip olma isteği, aile üyelerinin katkısı, ucuz emeğe ve gayriresmî finansmana erişim ve grup dayanışması. Ancak bu hızlı büyüme ve başarının özgün seyri, en az bunun kadar ABD göç politikasının seçici niteliğine de bağlıdır. Kökenleri, 1965 sonrası göçle gelen nitelikli profesyonellerin önce bu işe girmesinde yatar. Erken gelen göçmenlerin daha az eğitimli akrabalarına sponsor olmasına ve onları işte çalıştırmasına izin veren aile birleşimi yasasının meşru kullanımıyla büyüdü. Ancak yetkisiz göçmenlerin emeği ve aile üyelerinin devam eden zincirleme göçü, işletmelerin kârlılığına en önemli katkıyı sağlamış ve Güney Asyalıların bu alandaki hâkimiyetini sürdürmesini mümkün kılmıştır.

Aynı bireyler ABD’de kendi ülkelerine kıyasla çok daha üretkendir. Bu, evlerinde kazanacakları ücret ile ABD’de kazandıkları ücret arasındaki farkın bir kısmının işveren tarafından cebe indirilebileceği anlamına gelir. Her durumda, toplam karşılıkları Birinci Dünya ülkesinde yaşama, ücretsiz kamu eğitiminden yararlanma ve vatandaşlığa giden bir yola sahip olmayı içerir. Bu da fiilen Amerikan vergi mükelleflerinden işverene verilen bir sübvansiyondur; çünkü işveren bu maliyetleri ödemek zorunda kalmaz. Amerikan küçük işletme sahipleri dezavantajlı kalır; çünkü genellikle çok daha yoksul ülkelerde aileleri yoktur.

Doğrusal olmayan etnik nişlerin üçüncü avantajı, ABD’de beyaz olmayanların yararlandığı çeşitli ırksal ayrıcalıklardır. Kamboçya donut dükkânı imparatorluğu pozitif ayrımcılıkla başladı. Etnik ağdan gelen piyasa altı kredilere ek olarak, beyaz olmayanlar beyaz olmayan işletme sahipliğini teşvik etmek için tasarlanmış devlet programlarından piyasa altı kredilere hak kazanır ve yalnızca beyaz olmayanlara ayrılan kamu sözleşmelerinden faydalanır.

Aslında bu ırksal ayrıcalıklara erişim, 1980’de Asyalı-Amerikalı ABD nüfus sayımı kategorisinin yaratılmasını motive eden şeydi. Hintli küçük işletme sahipleri, bu programlardan yararlanmak için nüfus sayımı bürosuna kendilerini beyazlar yerine Doğu Asyalılarla —o dönemde Oriental olarak sınıflandırılıyorlardı— birlikte gruplandırması için lobi yaptı. Irksal ayrıcalıklar nişlerin oluşumunu açıklamasa da —bu ayrıcalıklar bu kadar geniş uygulanıyorsa neden motellere yoğunlaşılsın?— etnik ağların başlangıçta beyaz rakipleri dışarı itmesine yardımcı olur.

Etnik hâkimiyet kurulduktan sonra bunu sürdürmek kolaydır; çünkü aynı etnik kökenden kişiler, grup içi işgücü ağı sayesinde muazzam bir yerleşik avantaj elde eder. İşverenlerin işçi bulması ve işçilerin işveren bulması zordur. Aramayı aynı etnik kökenden kişilerle sınırlayabilmek süreci büyük ölçüde kolaylaştırır. Genellikle birinci kuşak göçmenlerle Amerikalılar arasında dil engeli olduğundan, aynı etnik kökenden olmayanların niş içinde çalışması daha zordur. Aynı etnik kökenden kişilerin de kartelden kopması için daha az teşvik vardır. Bu psikolojik olarak kendini güçlendirir: Bir grup kendi nişinde ne kadar baskınsa, dışarıdakilerin o nişe girmeyi hayal etme ihtimali o kadar azalır; içeridekilerin de yerlerinde kalmayı hayal etme ihtimali o kadar artar.

Kazananlar ve kaybedenler

Doğrusal olmayan etnik nişlerin büyük kazananları, kendi küçük gruplarının dışından gelen rekabete karşı büyük ölçüde korunan işletme sahiplerinin kendileridir. İkinci derecede kazananlar ise bu grupların diğer üyeleridir; çünkü gerektiğinde başvurabilecekleri korumalı işverenlere ve ABD’ye girmek için korumalı bir vize kaynağına sahiptirler. Kısa vadede tüketiciler fayda sağlar; çünkü daha ucuz finansman ve emekten gelen düşük maliyetler fiyatlara yansır. Ancak uzun vadede zarar görürler; çünkü rekabet eksikliği inovasyonu azaltır. Kendi etnik nişleri içinde korunan iş insanları başarılarının üzerine yatabilir.

Büyük kaybedenler ise genel olarak Amerikalılardır. Etnik nişler yalnızca kitlesel göçü ve bunun doğurduğu tüm sorunları kolaylaştırmakla kalmaz; küçük işletme sahipliği, özellikle franchise’lar, Amerikalılar için yukarı doğru hareketliliğin klasik yollarından biriydi. Etnik ağlar giderek daha fazla sektörü ele geçirdikçe bu yol kapanır. Geriye yalnızca inanılmaz kalabalık üniversite ve profesyonel kariyer yolu kalır. Amerikalıların mülkiyet yoluyla ekonomik bağımsızlığa duyduğu tarihsel sevgi ölüyor.

Saati geri çevirmek

Demek ki doğrusal olmayan etnik nişler var ve piyasa rekabeti karşısında kendilerini sürdürebiliyorlar. Bu bazı Amerikalılara zarar verebilir; ama milyonlarca başka sorun da zarar veriyor. Gerçekten önemli mi?

Evet. Batı medeniyeti o kadar uzun süredir farklıdır ki —700 yıldan fazla— bunun neye benzediğini unuttuk. Fakat doğrusal olmayan etnik nişler, ima ettiği her şeyle birlikte, modern öncesi toplumsal örgütlenme biçimlerine geri dönüş niteliğindedir.

Kolektif beyin

*The WEIRDest People in the World* adlı eserinde Joseph Henrich, Batı istisnacılığının “özel sosunun” serbest birliktelik ve bireycilik olduğunu savunur. İnsanlık tarihindeki en yaygın toplumsal örgütlenme biçimi akrabalık temelli olmuştur. Bu toplumsal yapılar, neredeyse her zaman hayali akrabalık yoluyla yakın akrabaların ötesine uzanır; ancak yine de büyüklük açısından üst sınırlara sahiptir. Ayrıca toplumu çok daha küçük rekabetçi gruplara böler.

Batı Avrupa Evlilik Modeli, akrabalık temelli yapıları çekirdek ailelere bölerek kişisel olmayan işbirliğini kolaylaştırdı. Bu da hem çok daha büyük ölçeklerde işbirliğini mümkün kıldı hem de öğrenmenin verimliliğini büyük ölçüde artırdı:

Bununla birlikte, büyük akraba grupları daha fazla insanı birbirine bağlayarak çekirdek aileleri büyüklük ve bağlantılılık bakımından geride bıraksa da, çekirdek aileler geniş ilişkiler kurabilir ya da onları uzmanlardan oluşan yaygın bir ağla bağlayan gönüllü gruplara katılabilirse daha da büyük kolektif beyinlerin parçası olma potansiyeline sahiptir. Dahası, akrabalık bağlarıyla kısıtlanmadıkları için öğrenenler bu daha geniş ağdan özellikle bilgili ya da yetenekli öğretmenleri seçebilir. Bunun neden önemli olduğunu görmek için bir ekim rotasyonu stratejisini geniş ailenizdeki en iyi kişiden, örneğin baba tarafından amcanızdan, öğrenmek ile kasabanızdaki en iyi kişiden, örneğin büyük evi olan zengin çiftçiden, öğrenmek arasındaki farkı düşünün. Amcanız muhtemelen babanızla aynı tarımsal bilgiye erişmiştir; belki babanızdan daha dikkatliydi ya da kendi birkaç içgörüsünü eklemişti. Buna karşılık, topluluğun en başarılı çiftçisi, babanızın ailesinin hiç edinmediği kültürel bilgiye sahip olabilir ve siz onun içgörülerini kendi ailenizden gelenlerle birleştirerek daha iyi rutinler ya da uygulamalar ortaya çıkarabilirsiniz.

Bir etnik grup ekonomik bir nişi ele geçirdiğinde bu faydalar kaybolur. Potansiyel girişimciler artık herhangi bir gruptaki en iyiden öğrenmek yerine yalnızca kendi belirli gruplarındaki en iyiden öğrenebilir. Nişlerin oluşma ve yayılma mekanizmaları da bu grupların içindeki akrabalık ağlarını daha da teşvik eder. *Blue Dreams: Korean Americans and the Los Angeles Riots* kitabının 134. sayfasından:

Koreli göçmenlerin büyük çoğunluğu sahip oldukları parayı her şeyden önce kendi işletmelerine, yakın akrabalarına ve muhtemelen arkadaşlarına yatırır. Bu bakımdan zincirleme göçün niteliği ve akrabalığın önemi birçok göçmen girişimci için hayati önemdedir.

Batı medeniyetinin Malthusçu tuzaktan çıkmasını ve gerçek maddi, bilimsel, felsefi, kültürel, siyasi ve ahlaki ilerleme sağlamasını mümkün kılan şey bireysel istisnacılıktan ziyade büyük ölçekli işbirliği ve daha büyük kolektif beyindi. Böylece Batı yüzyıllar boyunca dünyaya bütünüyle hâkim oldu. Doğrusal olmayan etnik nişler, Batı toplumunu yavaş yavaş 700 yıl önce kaçtığımız kabileler, klanlar, geniş aileler ve aracı azınlıklar dünyasının varsayılan düzenine geri sürüklüyor.

İç piyasalar

Çoğu tarım toplumunda ticaret, vergi toplama, tefecilik ve birçok vasıflı zanaat belirli etnik azınlıkların alanıydı. Osmanlı İmparatorluğu’nda Rumlar ve Ermeniler; Doğu Avrupa’da Yahudiler ve Almanlar; Güneydoğu Asya’da Fujianlılar ya da Hindistan’ın farklı bölgelerinde çeşitli kastlar gibi.

Buna karşılık Kuzeybatı Avrupa nispeten etnik olarak homojendi ve aracı çoğunluklara sahipti. Homojenlik Clarkçı seçilimi, yani piyasa ekonomisinde zenginlerin daha yüksek doğurganlığı yoluyla üretken özelliklerin yayılmasını mümkün kıldı. Bu tür özellikler genellikle endogamik etnik gruplardan daha geniş nüfusa yayılmaz. Piyasa hâkimi ve aracı azınlıklar bu nedenle ulusal kalkınmaya elverişli değildir. Ben, bunların yokluğunun genel olarak Kuzeybatı Avrupa’nın ve özel olarak İngiltere’nin Doğu Avrupa’ya karşı en büyük avantajlarından biri olduğuna inanıyorum.

18. ve 19. yüzyıl ulus kurucuları —Bismarck’tan Alexander Hamilton’a, Pyotr Stolypin’den Meiji Japonya’sına ve Napolyon’a kadar— ulusal piyasalar yaratmaya takıntılıydı. Piyasa ne kadar büyük ve homojense o kadar iyiydi. Ticaretin önündeki iç engelleri yıkmak daha fazla rekabet ve daha büyük ölçek ekonomileri sağlar; böylece ulusal refahı ve ulusal gücü artırır.

Ayrıca ulus içindeki iç bölünmeleri de zayıflatır ve dış tehditler karşısında daha birleşik olmasını sağlar. Bu konudaki tartışmaların çoğu iç tarifeler gibi siyasi engellere —bunlar yasayla kaldırılabilir— ya da dağlar gibi fiziksel engellere —bunlar altyapıyla aşılabilir— odaklanır. Oysa kültürel engeller, özellikle dil, aynı etkilere sahiptir. Çevrim içi sağda yaygın bir slogan “ekonomik bölge değil, ulus”tur; fakat gerçek şu ki ikisi el ele gider. Ulus içeride ne kadar homojense, etkili piyasa büyüklüğü o kadar büyük, halk o kadar müreffeh ve devlet o kadar güçlü olur. Bu, kalkınma ekonomisinde iyi bilinir. Yavuz ve Bahadir’den:

Sonra, etnik çeşitliliğin gelişmekte olan ülkelerde yeni işletme oluşumuyla negatif ilişkili olduğunu buluyoruz. Bu, etnik olarak çeşitli toplumlarda homojenlik eksikliğinin kaynaklara ve piyasalara erişmek, daha geniş erişim sağlamak için farklı etnik gruplar arasında sosyal ağlar oluşturmayı zorlaştırdığı yönündeki argümanımızı destekler. Etnik gruplar, resmi kurumların boşluklarını doldurmak için kendi sınırları içinde kredi ve fikirlerin yayılmasını kolaylaştırırken ve işlem maliyetlerini azaltırken, dış grup üyeleri kaynak dağılımında ayrımcılığa uğrar. Bu da etnik olarak daha çeşitli toplumlarda daha az girişimcilik faaliyetiyle sonuçlanır.

Çeşitliliğin ulusal piyasaları parçaladığı dersi henüz özümsenmiş değil. Amerika Birleşik Devletleri’nde bu parçalanma, daha çeşitli bölgelerin yüzde 26-28 daha az büyük firma, fakat yüzde 6-8 daha fazla küçük firma kurması şeklinde görünür. Bu küçük firmalar doğrusal olmayan etnik nişlere daha uygundur: Bir tong tine ya da SBA kredisi bir donut dükkânı satın alımını finanse edebilir ama bir otomobil fabrikasını değil. Aile üyelerini ve aynı etnik kökenden kişileri tercihli işe almak, beş çalışanlı işletmelerde beş bin çalışanlı işletmelere göre daha fazla avantaj sağlar. Etnik nişlerde rekabet eksikliği göz önüne alındığında, etnik olarak daha parçalı bölgelerdeki küçük firmaların daha az üretken olmasını bekleyebiliriz; öyleler de.

Doğrusal olmayan etnik nişler, iç piyasaları kültürel çizgiler boyunca parçalamanın gerçek dünyada nasıl göründüğüdür: vizyoner devlet adamlarının kanla satın aldığı yüzyıllık ilerlemenin geri alınmasıdır.

Gayriresmîlik

Doğrusal olmayan etnik nişlerle ilgili en dikkat çekici şeylerden biri resmî örgütlerin eksikliğidir. Vietnamlı manikür salonu sahipleri için VietAid ya da motel Patel’leri için Asian-American Hotel Owners Association gibi birkaç kurum vardır; ancak bunlar gayriresmî akrabalık ve etnik bağlardan çok daha az önemlidir. Özellikle etnik para havuzlama düzenekleri, finansman kaynağı olarak resmi bankaların yerini alır; aile üyeleri de resmi çalışanların yerini alır.

Gayriresmî ağların, ağ içindeki daha düşük işlem maliyetleri ve amaçlarına hizmet ettikten sonra daha düşük çıkış maliyetleri gibi bazı avantajları vardır. Ancak resmî kurumların faydaları çok fazladır. Resmî kurumlar daha adildir, daha iyi ölçeklenir, amaçlarını daha uzun süre koruyabilir ve bireyleri ortak bir amaç doğrultusunda daha iyi hizalar. Toplumsal düzeyde hukuki miras sistemi iç savaştan daha iyi çalışır; bankalar tong tine’lardan daha iyi çalışır; süpermarketler sokak satıcılarından daha iyi çalışır; polis güçleri klan adaletinden daha iyi çalışır. Devlet açısından resmî kurumlar okunabilir, vergilendirilebilir ve düzenlenebilir.

Resmî kurumlar uzmanlaşma için de kritiktir. Bir elektrik santrali inşa etmek, bir market işletmek ya da kamu düzenini sağlamak için akrabalık ağınıza ve belki birkaç arkadaşınıza güvenmeye çalıştığınızı hayal edin. Bir grubun bunların hepsini iyi yapması mümkün değildir. Fakat serbestçe bir araya gelen bireyler elektrik santrali ve market için farklı şirketler, kamu düzenini sağlamak için de bir polis gücü oluşturabilir.

Kendi hesabına çalışmama ile yaşam standartları arasında inanılmaz güçlü bir ilişki vardır. Burada kendi hesabına çalışmama, ekonomide resmî kurumların hâkimiyetinin kaba bir ölçüsüdür. Girişimciliğin varsayılan insan biçimi, kendi hesabına çalışan sokak satıcısı ya da geçimlik çiftçidir ve son derece verimsizdir. Fakat akrabalık temelli bir toplumda bunun ötesine geçmek zordur.

Bu nedenle Sanayi Devrimi öncesinde Batı’nın ve özellikle İngiltere’nin yükselişinin işaretlerinden birinin resmî kulüplerdeki patlama olması şaşırtıcı değildir.

Serbestçe bir araya gelen bireylerin resmî kurumlarının gayriresmî akrabalık ağlarının yerini alması, belki de modernitenin temel toplumsal eğilimidir.

Üniversiteler ve loncalar, erken modern Avrupa’da gayriresmî ağların yerini alan resmî kurumların iki önemli örneğidir.

Amerikalılar tarihsel olarak resmî kurumlar inşa etme konusunda istisnaiydi. 1812’de dünyanın geri kalanının toplamından daha fazla şirkete sahiptiler. Örgütlenme özgürlüğü Amerikalılar için o kadar önemlidir ki Birinci Değişiklik tarafından korunmuştur; bu daha sonra 1964 Medeni Haklar Yasası ile zayıflatılmıştır. Resmî kurumlar bazen bireysel iradenin karşısına konur; DMV ile uğraşmanın acısını düşünün. Ancak bu bağlama çok bağlıdır. 19. yüzyılda Amerikalıların bir köprüye ihtiyacı olduğunda, onu inşa etmek için geçici bir şirket kurarlardı. Bu köprü inşa şirketi, akrabalık temelli bir örgütün yapacağı gibi sosyal ya da ekonomik hayatın geri kalanına hükmetmeyen uzmanlaşmış bir araçtı. Tüm sorunlarına rağmen resmî kurumlar, kolektif eylemi bireysel iradeyle birleştirmenin açık ara en iyi yoludur.

Kolektif beyni küçültmek ve ulusal piyasaları parçalamakta olduğu gibi, resmî kurumların gayriresmî akrabalık ağlarıyla yer değiştirmesi de insan ortalamasına doğru bir gerileme, Batı ilerlemesinin 700 yılını geri alma olarak görülmelidir.

Hindistan: Geleceğin ülkesi mi?

Doğrusal olmayan etnik nişlerin uç örneği Hindistan’dır. Burada neredeyse her ekonomik niş, binlerce yıllık bir sistem olan endogamik bir kast tarafından kilitlenmiştir.

Bunun, Clarkçı seçilimi engelleme —çünkü başarıya yönelik seçilim başarılı kastların dışına yayılmaz— ve kişisel olmayan yapılar yerine akrabalık temelli yapıları sağlamlaştırma gibi uzun vadeli sorunların yanı sıra bir dizi zararlı etkisi vardır. Örneğin kast sisteminin daha az ilgili olması gereken büyük uluslararası firmalarda bile istihdamda kast ayrımcılığı yaygındır.

Ayrımcılıkla ilgili birçok şikâyet aslında farklı grup yetenekleriyle ilgili şikâyetlerdir; fakat burada durum bu değildir. Alt kast başvuru sahipleri, kastlarının görünmediği yetenek testi dahil sürecin erken aşamalarında aynı derecede iyi performans gösterir; fakat yüz yüze mülakatta büyük ölçüde cezalandırılır.

Kast ayrımcılığı, pozitif ayrımcılıkla aynı sorunlara yol açar; pozitif ayrımcılık Hindistan hükümetinde de son derece yaygındır. Şirketler daha kötü çalışanları işe alır ve daha az üretken olur; tüketiciler daha kötü ve daha pahalı ürünler alır; elbette bireyler liyakatlerine göre değerlendirilmez. Thomas Sowell’ın sorusunu yeniden sorabiliriz: Bu, herhangi bir yasal zorunluluk olmadan piyasa rekabeti karşısında nasıl sürdürülebilir?

Cevap şudur: Bu davranış, önyargı olmasa bile ekonomik olarak rasyoneldir. Hindistan gibi son derece Balkanlaşmış bir toplumda, nişinizin farklı bir etnik grup tarafından ele geçirilmesine izin verirseniz, siz de karşılığında ayrımcılığa uğrarsınız. Amerika’nın aksine, geri dönebileceğiniz daha geniş bir ekonomi yoktur. Bu nedenle şirketlerdeki bireylerin ayrımcılık yapmak için çok güçlü teşvikleri vardır. Bireysel teşvikleri soyutlasak bile —ki bunu yapmamalıyız— şirketler, kendi özel nişleri için en yetenekli grup dışındaki herkese ayrımcılık yapmaktan fayda sağlar; çünkü o niş kaçınılmaz olarak söz konusu grup tarafından domine edilecektir.

Hint şirketleri sürekli işgücü kıtlığından şikâyet eder. Bu, 1,5 milyar nüfuslu, neredeyse 650 milyon küçük çiftçisi olan ve mezun işsizliği yüzde 30’a yaklaşan bir ülkede gariptir. Ancak doğru işgücü piyasasının “Hintliler” ya da hatta “işe gidip gelebilecek mesafedeki insanlar” değil, çok daha küçük bir grup olan “doğru jati’den insanlar” olduğunu düşününce anlamlı hale gelir. Bu grubun, sayı ve IQ’nun ima edeceğinden bile daha az ilgili beceriye sahip olması muhtemeldir; eğer söz konusu beceriler kastın geleneksel beceri setinin parçası değilse. Hintlilerin yaklaşık yüzde 40’ı, sadece 10 dakika boyunca kasta uygun olmayan işler yapmaktan kaçınmak için 10 günlük ücrete eşdeğer paradan vazgeçmeye isteklidir.

Sermaye piyasalarında da benzer bir şey yaşanır. Kast üyeleri kast dışı kişilere borç vermeyi reddeder. Bu da belirli bir nişte yerel olarak hâkim kastın girişimcilerinin, kast dışı rakiplerine göre çok daha düşük sermaye verimliliğine sahip olduğu ama yine de rekabette yenilmediği durumlara yol açar. Bu da kalıcı sermaye yanlış tahsisine neden olur. Tirupur triko giyim sektöründe bunun bir örneği için Munshi’ye bakılabilir.

Bir birey ancak sınırlı sayıda insanı tanıyabilir ve onlarla anlamlı biçimde etkileşime girebilir. Dunbar sayısı —150— tartışmalıdır; fakat gerçek sayı, sosyal açıdan en becerikli bireyler dışında muhtemelen binden azdır. Bir kişinin etkileşim kurmaya zorlanacağı insan sayısı —sınıflarda, işyerinde— neredeyse sabittir ve toplam nüfus arttığında artmaz. Bu sosyal çevredeki bazı kişiler doğru etnik kökenden olmadıkları için işçi, işveren, yüklenici vb. olarak fiilen erişilemez durumdaysa, bu herhangi bir işçi ya da işveren için etkili piyasa büyüklüğünü daha da azaltır.

Bunun anlamı şudur: Reykjavik gibi küçük ama nispeten homojen bir alan, Yeni Delhi gibi etnik nişlerin hâkim olduğu son derece çeşitli bir yere kıyasla fiilen daha büyük işgücü piyasalarına sahip olabilir. Bu, Yeni Delhi içindeki tekil kastlar İzlanda’nın tüm nüfusundan daha büyük olsa bile doğru olabilir. Çünkü bireysel Delhililerin sosyal çevrelerinin büyük bölümleri, çeşitli faaliyetler için erişilemez dış grup üyelerinden oluşacaktır.

Hint köyleri etnik olarak o kadar parçalıdır ki her kast ortalama olarak köy nüfusunun yalnızca yüzde 6’sını oluşturur. Yerleşim ayrışmasıyla bile bu oran mahallede yalnızca yüzde 14’e çıkar. Bir bakıma Hindistan’ın benzersiz toplumsal yapısı, modern teknolojiyle bile onun sanayi öncesi bir ekonomi olarak kalmasını sağlar; fabrikalar yerine ev tipi üretim baskındır.

Hint firmaları ölçeklenmede kötü olmakla meşhurdur. Bu özellikle imalat için geçerlidir; çünkü imalat sektörü öğrenme eğrilerinden ve diğer ölçek ekonomilerinden büyük ölçüde faydalanır. Başarılı olduklarında büyüyen ve genişleyen Amerikan firmalarının, hatta Meksika firmalarının aksine, hayatta kalan Hint firmaları ortalamada hiç genişlemez. Bu da çok sayıda küçük, düşük üretkenlikli firmanın çoğalmasına yol açar.

Hindistan, doğrusal olmayan etnik nişlerin yaygınlığı için bir üst sınır olmadığını gösterir. Onları destekleyecek doğru toplumsal yapılara sahip yeterince ayrı etnisite varsa, tüm ekonomiyi ele geçirebilirler. Patolojilerini Dunkin’ Donuts’tan çok daha önemli sektörlere yayabilirler.

Sonuçlar

Göç, bugün Batı toplumlarındaki en gerici güçtür. Anti-woke liberaller 1990’ları idealize eder; entelektüel olarak dürüst sosyal muhafazakârlar 1950’leri tercih eder; Mencius Moldbug 1750’ye dönmek ister. Ancak göç destekçileri saati 700 yıl geriye çeviriyor. Doğrusal olmayan etnik nişler, kişisel olmayan işbirliğine doğru yüzyıllar süren toplumsal ilerlemenin ve daha büyük, daha iyi bütünleşmiş piyasalara doğru ekonomik ilerlemenin tersine dönmesini haber verir. Göçü piyasa büyüklüğünü artırdığı gerekçesiyle destekleyen ekonomistler basitçe yanılıyor. Yüzyıllardır modernitenin en ileri ucunda yer alan ülkelerde yaşadıkları için, varsayılan insan toplumunun akrabalığa dayalı olduğunu unuttular ve bu tür bir toplumun Batı’ya geri dönüşüne aracılık ediyorlar.

İyi haber şu ki doğrusal olmayan etnik nişlerin neredeyse tamamı yakın dönem göçmen etnik ağlarıyla sınırlıdır. Siyasette etnik ağlar sonsuza kadar sürebilir; fakat iş dünyasında birkaç kuşak içinde dağılma eğilimindedirler. Küçük işletme sahipliği zordur ve ABD kültürüne daha fazla asimile olan sonraki kuşaklar çoğu zaman bunun yerine eğitimi ve profesyonel meslekleri tercih eder. Düşük doğurganlık, etnik ağın çözülmesi için yalnızca birkaç kopuşun yeterli olduğu anlamına gelir.

Kötü haber ise bu çözülmenin yalnızca göç durdurulursa gerçekleşmesidir. Eski ülkeden göç sürdükçe, etnik ağlar daha geniş Amerikan toplumundan ayrı olma duygusunu korur; kendi nişlerine hâkim olmaya ve yenilerini ele geçirmeye devam edebilir. Bu sürecin üst sınırı yoktur. Bu değişene kadar Hindistan bizi bekliyor.

← Ana sayfaya dön Sonraki haber

Almanya Ekonomisini Güçlendiren Açıklık, Şimdi En Büyük Zayıflığı Haline Geldi

The Wall Street Journal
28.06.2026
Ekonomik kırılganlık

🔹 Almanya'nın küresel ticarete dayalı açık ekonomi modeli yaklaşık 20 yıl boyunca kesintisiz büyüme sağladı, ancak aynı model bugün ülkenin en büyük ekonomik kırılganlığı haline geldi.

🔹 Çin, düşük maliyetli ve yüksek kaliteli üretimiyle Almanya'nın geleneksel ihracat alanlarında güçlü bir rakibe dönüştü. Çin ürünleri hem Avrupa pazarında hem de üçüncü ülkelerde Alman şirketlerinin pazar payını azaltıyor.

🔹 İran savaşı nedeniyle yükselen enerji fiyatları, ABD Başkanı Donald Trump'ın uyguladığı tarifeler ve kritik teknoloji ile hammaddelere yönelik kısıtlamalar Almanya ekonomisi üzerinde dış baskıyı artırıyor.

🔹 ABD'nin ulusal güvenlik gerekçesiyle Anthropic'in gelişmiş yapay zekâ modellerinin ihracatını durdurması, Avrupa'daki şirketlerin yapay zekâ alanında rekabet dezavantajı yaşamasına yol açtı.

🔹 Çin'in nadir toprak elementleri ihracatına getirdiği kısıtlamalar otomotivden savunma sanayisine kadar birçok Alman sektöründe üretimi olumsuz etkiledi.

Hükümetin adımları

🔹 Başbakan Friedrich Merz hükümeti şirketlere vergi indirimi sağladı, enerji maliyetlerini düşürdü, savunma ve altyapı harcamalarını artırdı ve emeklilik yaşını kademeli olarak 67'den 70'e yükseltme kararı aldı.

🔹 Buna rağmen Almanya ekonomisinin bu yıl yüzde 1 veya daha düşük büyümesi bekleniyor ve ülkenin büyüme performansı 2019'dan bu yana avro bölgesinin gerisinde kalıyor.

🔹 2020'den bu yana yatırımlar gerilerken imalat sanayisindeki istihdam son 10 yılın en düşük seviyesi olan 6,6 milyon kişiye düştü.

🔹 İran savaşı sonrasında hükümet, sosyal yardım reformlarını erteleyerek doğal gaz sübvansiyonlarına öncelik verdi ve kapsamlı sosyal reform paketini küçülttü.

Yapısal dönüşüm

🔹 Uzmanlar, Almanya'nın rekabet gücünü yeniden kazanmasının tek başına yeterli olmayacağını, çünkü birçok ülkenin artık Alman otomobilleri ve sanayi ürünlerine geçmişteki kadar ihtiyaç duymadığını belirtiyor.

🔹 Alman şirketleri faaliyetlerini en fazla bürokrasinin yavaşlattığını değerlendiriyor. İş dünyası, işe alma ve işten çıkarma süreçlerini zorlaştıran iş gücü düzenlemelerinde esneklik talep ediyor.

🔹 Yapay zekâ alanında Avrupa uygulama geliştirme konusunda ilerleme kaydetse de temel modeller, hesaplama altyapısı ve bilişim kapasitesinde büyük ölçüde ABD'ye bağımlı durumda.

🔹 Uzmanlar Almanya'nın kritik hammaddelerde tedarik kaynaklarını çeşitlendirmesi, teknoloji girişimlerini daha fazla sermayeyle büyütmesi ve devlet destekli Çin ithalatına karşı ekonomik dayanıklılığını güçlendirmesi gerektiğini belirtiyor.

← Ana sayfaya dön Sonraki haber

İtalya'nın Mücadeleci Lideri Yılların En İstikrarlı Hükümetini Nasıl Kurdu?

The Wall Street Journal
28.06.2026

🔹 İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, 2022'de göreve gelmesinden bu yana ülkenin II. Dünya Savaşı sonrası en uzun ömürlü hükümetini yönetmeye hazırlanıyor.

🔹 Meloni, 2023 yılında uzun yıllardır birlikte olduğu ve çocuğunun babası olan televizyon sunucusu Andrea Giambruno ile ilgili cinsiyetçi söylemlerin ortaya çıkmasının ardından ilişkisini kamuoyuna yaptığı açıklamayla sonlandırdı.

🔹 Meloni, siyasi kariyerine genç yaşta İtalyan Sosyal Hareketi'nde başladı, 2006'da parlamentoya girdi, 2008'de ülkenin en genç bakanı oldu ve 2012'de İtalya'nın Kardeşleri Partisi'ni kurdu.

🔹 2022 seçimleri öncesinde yasa dışı göçü ve eşcinsel ebeveynliği eleştiren söylemler kullanırken, NATO ve ABD yanlısı tutumunu korudu ve faşist geçmişiyle arasına mesafe koydu.

🔹 Başbakan olduktan sonra Avrupa Birliği ile daha yakın iş birliği izledi ve yasa dışı göç gibi konularda diğer Avrupa ülkeleriyle ortak çalışmaları destekledi.

🔹 Hükümeti, İtalya'nın mali yapısını korurken yurt dışında taşıyıcı annelik yoluyla çocuk sahibi olmayı İtalyan vatandaşları için suç kapsamına alan düzenlemeyi yürürlüğe koydu.

🔹 ABD Başkanı Donald Trump, G7 Zirvesi sonrasında Meloni'nin kendisiyle fotoğraf çektirmek için "yalvardığını" söyledi.

🔹 Meloni, Trump'ın açıklamalarını tamamen gerçek dışı olarak nitelendirdi ve ne kendisinin ne de İtalya'nın hiçbir zaman kimseye yalvarmadığını söyledi.

🔹 Meloni, Trump'ın Batı'nın müttefiklerine karşı kullandığı üslubu eleştirerek, aynı kararlılığı Batı'nın rakiplerine karşı göstermediğini ifade etti.

🔹 İtalya'da kamuoyu desteği düşen Trump ile yaşanan gerilime rağmen Meloni, iki ülke ilişkilerinin kişilere bağlı olmadığını belirtti ve hükümet üyelerine ABD'nin 4 Temmuz kutlamalarına katılmaları talimatını verdi.

← Ana sayfaya dön Sonraki haber

Rivian R2 Amerika'nın Bir Sonraki Büyük SUV'u Olabilir mi?

The Wall Street Journal
28.06.2026
Rivian, 2027 yılının başlarına kadar R2 orta boy SUV modelini aşamalı olarak piyasaya sürecek. Serinin ilk modeli olan ve şu anda satışta olan R2 Performance, toplamda 656 beygir gücü ve 609 lb-ft tork üreten çift motorla donatılmıştır. RIVIAN
Rivian, 2027 yılının başlarına kadar R2 orta boy SUV modelini aşamalı olarak piyasaya sürecek. Serinin ilk modeli olan ve şu anda satışta olan R2 Performance, toplamda 656 beygir gücü ve 609 lb-ft tork üreten çift motorla donatılmıştır. RIVIAN
Rivian R2'nin minimalist kabin dekoru, birinci sınıf tekstiller kullanılarak sade tonlarda tasarlanmıştır. Orta konsoldaki dokunmatik ekran, Rivian'ın işletim sistemi olan Rivian OS üzerinde çalışır. R2, Apple CarPlay'i desteklemez. RIVIAN
Rivian R2'nin minimalist kabin dekoru, birinci sınıf tekstiller kullanılarak sade tonlarda tasarlanmıştır. Orta konsoldaki dokunmatik ekran, Rivian'ın işletim sistemi olan Rivian OS üzerinde çalışır. R2, Apple CarPlay'i desteklemez. RIVIAN
2027 Rivian R2'nin yenilikleri arasında Haptic Halo kontrolörleri de yer alıyor. Direksiyon simidinin yan kollarına yerleştirilen bu üç eksenli kontrolörler, fiziksel kilit noktalarının çarpma ve çekme hareketlerini taklit etmek için mikro tork geri bildirimi kullanıyor. RIVIAN
2027 Rivian R2'nin yenilikleri arasında Haptic Halo kontrolörleri de yer alıyor. Direksiyon simidinin yan kollarına yerleştirilen bu üç eksenli kontrolörler, fiziksel kilit noktalarının çarpma ve çekme hareketlerini taklit etmek için mikro tork geri bildirimi kullanıyor. RIVIAN

🔹 Rivian, R2 SUV modelinin ilk teslimatlarına başladı. Çift motorlu Performance versiyonunun başlangıç fiyatı 60 bin doların altında bulunuyor.

🔹 Şirket, yılın ilerleyen döneminde Premium versiyonunu 53.990 dolardan, 2027 başında ise tek motorlu Standard versiyonunu 44.990 dolardan satışa sunmayı planlıyor.

🔹 R2, Toyota RAV4'ten biraz daha büyük bir gövdeye sahip. Model, 9,6 inç yerden yükseklik ve 32 inçlik lastikleriyle geleneksel SUV tasarımını koruyor.

🔹 Performans versiyonu 88 kWh batarya ile yaklaşık 330 mil menzil sunuyor. Araç, bu değerle Tesla Model Y Premium'un 327 millik menzilini geride bırakıyor.

🔹 Yeni modelde onlarca elektronik kontrol ünitesi yerine üç büyük işlemciye dayanan bölgesel elektronik mimari kullanılıyor. Daha kısa kablolama sayesinde araç yaklaşık 20 kilogram daha hafif hale geliyor.

🔹 Çift motorlu dört tekerlekten çekişli Performance versiyonu en fazla 646 beygir güç ve 609 lb-ft tork üretiyor. Araç 0'dan 60 mil/saat hıza 3,6 saniyede ulaşıyor.

🔹 Maksimum çekme kapasitesi 4.400 pound, yük taşıma kapasitesi ise 1.168 pound olarak açıklandı.

🔹 R2, 230 kW hızlı şarj desteği sunuyor. Batarya 15 dakikada yaklaşık 150 mil menzil sağlayacak kadar şarj edilebiliyor, yüzde 10'dan yüzde 80'e dolum ise 30 dakikanın altında tamamlanabiliyor.

🔹 Araç, NACS şarj bağlantısını kullanıyor ve Tesla'nın Supercharger şarj ağına erişebiliyor.

🔹 Modelde elektrikli açılır arka cam, Rivian işletim sistemi, Nvidia destekli sürücü destek sistemi ve dokunsal geri bildirimli direksiyon kumandaları yer alıyor.

🔹 R2, Apple CarPlay desteği sunmuyor. Araç, Rivian'ın kendi bağlantı sistemi ve yerleşik navigasyon yazılımını kullanıyor.

🔹 Bagaj hacmi ikinci koltuk sırası kullanımdayken 28,7 fit küp, arka koltuklar yatırıldığında ise 79,4 fit küpe ulaşıyor.

← Ana sayfaya dön Sonraki haber

Savaştan Yorulan İranlılar Türkiye'de Dans Pistlerinde Soluklanıyor

The Wall Street Journal
28.06.2026
İranlıların alışveriş yaptığı Van şehrindeki bir çarşı; bir kadın, Van ile İran arasında seferler düzenleyen bir ulaşım şirketinin önünde duruyor.
İranlıların alışveriş yaptığı Van şehrindeki bir çarşı; bir kadın, Van ile İran arasında seferler düzenleyen bir ulaşım şirketinin önünde duruyor.
İranlıların alışveriş yaptığı Van şehrindeki bir çarşı; bir kadın, Van ile İran arasında seferler düzenleyen bir ulaşım şirketinin önünde duruyor.
İranlıların alışveriş yaptığı Van şehrindeki bir çarşı; bir kadın, Van ile İran arasında seferler düzenleyen bir ulaşım şirketinin önünde duruyor.
Türkiye'nin doğusundaki Kapiköy sınır kapısı, İranlılar için hayati bir geçiş noktasıdır.
Türkiye'nin doğusundaki Kapiköy sınır kapısı, İranlılar için hayati bir geçiş noktasıdır.

🔹 İran ile ABD arasındaki ateşkesin ardından İranlı turistler yeniden Türkiye'nin Van kentine gelmeye başladı.

🔹 Savaş sırasında İran'dan çıkış ve ülkeye dönüş için kullanılan Kapıköy Sınır Kapısı, yeniden ticaret ve turizm amaçlı geçişlerin yoğunlaştığı bir güzergâh haline geliyor.

🔹 Van'daki gece kulüpleri, restoranlar ve alışveriş merkezleri savaş döneminde büyük ölçüde müşteri kaybetti. Ateşkes sonrasında İranlı ziyaretçilerin geri dönmesiyle hareketlilik yeniden arttı.

🔹 Van'daki Queen Festa gece kulübünün yöneticisi Hüseyin Aşan, savaş sırasında işletmenin müşteri sayısının yaklaşık yüzde 70 düştüğünü, ancak yeniden toparlanmaya başladığını söyledi.

🔹 İranlı turistler, ülkelerinde yasak olan dans, eğlence ve bazı sosyal faaliyetleri gerçekleştirmek için Van'ı tercih ediyor.

🔹 Tahran'dan gelen bazı ziyaretçiler, savaşın ardından birkaç gün alışveriş yapıp eğlenerek dinlenmek istediklerini söyledi.

🔹 Bazı İranlılar ateşkesin kalıcı olmasını umut ederken, geleceğe ilişkin belirsizliğin sürdüğünü ifade etti.

🔹 İran'dan gelen bir kişi, savaş sırasında yaşadığı apartmanın bombalandığını, yaralandığını ve ülkedeki siyasi krizin sona ermediğini söyledi.

🔹 İran yönetimini destekleyen bazı yolcular, ülkenin savaşı kazandığını ve ABD'nin hedeflerine ulaşamadığını dile getirdi.

🔹 İran yönetimini eleştiren bazı yolcular ise savaşın rejim değişikliğine yol açmamasından dolayı hayal kırıklığı yaşadıklarını söyledi.

🔹 Ateşkes sonrasında İran'da güvenlik güçlerinin sokaklardaki varlığının arttığı, siyasi tutuklulara yönelik idamların hızlandığı ve yönetimin muhaliflere yönelik baskısını yoğunlaştırdığı ifade edildi.

🔹 Türkiye tatilinden İran'a dönen bazı yolcular, ülkelerine döndüklerinde kendilerini neyin beklediğini bilmediklerini söyledi.

🔹 Tahran'dan gelen 27 yaşındaki bir laboratuvar teknisyeni, savaşın kazananını bilmediğini ancak kaybedenin İran halkı olduğunu söyledi.

← Ana sayfaya dön