← Ana sayfaya dön

The Economist: Türkiye ile İsrail enerji alanında iş birliği yapmalı

The Economist
02.07.2026

🔹 Türkiye ile İsrail arasındaki siyasi gerilim sürerken, iki ülke birbirini bölgesel güvenlik açısından tehdit olarak görüyor.

🔹 Türkiye, İsrail'in Filistinlilere yönelik politikalarını eleştirirken; İsrail, Türkiye'nin Hamas yöneticilerine ev sahipliği yaptığını savunuyor.

🔹 İsrail'in Kürt gruplarla geliştirdiği ilişkiler Ankara'da güvenlik endişesi yaratırken, Türkiye'nin Suriye'deki yeni yönetimle yakın ilişkileri de İsrail tarafından risk olarak görülüyor.

🔹 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu karşılıklı sert açıklamalar yapmayı sürdürüyor.

🔹 İki ülke arasındaki sert söylemlerin önemli ölçüde iç kamuoyuna yönelik siyasi amaçlar taşıdığı değerlendiriliyor.

Enerji iş birliği önerisi

🔹 Türkiye ve İsrail'in ABD'nin müttefikleri olarak geçmişte askeri ve ekonomik alanlarda iş birliği yaptığı, benzer bir yaklaşımın yeniden geliştirilebileceği belirtiliyor.

🔹 İsrail'in ithal ettiği petrolün önemli bir bölümü Azerbaycan ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nden Türkiye üzerinden boru hatları veya Ceyhan Limanı aracılığıyla taşınıyor.

🔹 İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisi nedeniyle Doğu Akdeniz'deki doğal gaz kaynaklarının geliştirilmesi ve alternatif enerji güzergâhlarının oluşturulmasının önem kazandığı ifade ediliyor.

🔹 İsrail'in geliştirdiği Doğu Akdeniz doğal gaz sahalarının Türkiye ve diğer kıyı ülkeleriyle ortak projeler kapsamında değerlendirilebileceği belirtiliyor.

🔹 Daha önce gündeme gelen Doğu Akdeniz gazını Türkiye'ye bağlayacak boru hattı projelerinin yeniden canlandırılmasının, Körfez ülkelerinden Avrupa ve Asya'ya uzanan daha geniş bir enerji ağı oluşturabileceği ifade ediliyor.

🔹 Türkiye ve İsrail'in karşılıklı siyasi gerilimi azaltarak enerji ticareti ve bölgesel enerji koridorlarında iş birliğini artırmasının her iki ülkeye ekonomik ve stratejik fayda sağlayabileceği belirtiliyor.

← Ana sayfaya dön Sonraki haber

Yeni ve düşük maliyetli Çin yapay zekâ modeli, OpenAI ve Anthropic'e yaklaşarak Batı'da ilgi görüyor

Reuters
02.07.2026
Modelin performansı

🔹 Pekin merkezli Z.ai tarafından geliştirilen GLM-5.2 modeli, kod yazma ve yapay zekâ ajanı yeteneklerinde OpenAI ve Anthropic'in en gelişmiş modellerine yakın performans sergilerken daha düşük maliyet sunuyor.

🔹 GLM-5.2, OpenRouter gibi geliştirici platformlarında kullanım sıralamasında Anthropic modellerini geride bıraktı.

🔹 Eski Beyaz Saray yapay zekâ danışmanı David Sacks, GLM-5.2'nin Anthropic'in Claude Opus 4.8 modeli ile OpenAI'ın GPT-5.5 modeline çok yakın seviyede olduğunu söyledi.

🔹 GLM-5.2, Artificial Analysis büyük dil modeli sıralamasında beşinci, Code Arena'nın ön uç kodlama sıralamasında ise ikinci sırada yer alıyor.

🔹 Model, önde gelen kapalı kaynak ABD modellerinin yaklaşık altıda biri maliyetle çalışabiliyor.

Batı'da artan ilgi

🔹 OpenAI ve Anthropic'in en yeni modellerine yönelik gecikmeler ve kısıtlamalar, GLM-5.2'ye olan uluslararası ilgiyi artırdı.

🔹 Batılı girişimler ve geliştiriciler, daha düşük maliyet ve açık kaynak yapısı nedeniyle Çin modellerini değerlendirmeye başladı.

🔹 Uzmanlar, işletmelerin yapay zekâ kullanım maliyetlerinin yükselmesi nedeniyle açık kaynaklı ve daha uygun fiyatlı modellere yöneldiğini belirtiyor.

🔹 Geliştiriciler, GLM-5.2'nin ek ince ayar gerektirmeden doğrudan kullanılabilmesinin açık kaynak modellerin benimsenmesini kolaylaştırdığını ifade ediyor.

Sınırlamalar

🔹 Veri güvenliği endişeleri, özellikle bankacılık ve siber güvenlik gibi düzenlemeye tabi sektörlerde Çin yapay zekâ modellerinin yaygın kullanımını sınırlamaya devam ediyor.

🔹 Uzmanlar, ABD ve Avrupa'daki birçok kurumun teknik performans ve maliyet avantajına rağmen Çin modellerini yapay zekâ altyapısına dahil etmekte çekingen davrandığını belirtiyor.

🔹 İşletmelerde yapay zekâ altyapısının yeni modellere geçirilmesinin birkaç ay sürebileceği değerlendiriliyor.

Çin'in yapay zekâ rekabeti

🔹 RAND verilerine göre Çin büyük dil modellerinin küresel kullanım payı, DeepSeek'in R1 modelinin yayımlanmasının ardından iki ay içinde %3'ten %13'e yükseldi.

🔹 Çin modellerindeki kullanım artışı en çok gelişmekte olan ülkelerde ve Pekin ile yakın siyasi ve ekonomik ilişkilere sahip ülkelerde görüldü.

🔹 Uzmanlar, GLM-5.2'nin OpenAI ve Anthropic'in tamamen yerini almasının kısa vadede beklenmediğini, ancak geliştirici odaklı pazarda önemli bir alternatif haline geldiğini belirtiyor.

← Ana sayfaya dön Sonraki haber

Türkiye’nin savunma sanayisi hızla büyüyor. Avrupa’yı hedefliyor

Financial Times
02.07.2026
Recep Tayyip Erdoğan, ortada, Aralık ayında İstanbul Tersanesi Komutanlığı'nda düzenlenen bir deniz platformunun hizmete alınma törenine katılıyor. Türkiye, Karadeniz'de önemli bir deniz gücüdür. © TUR Cumhurbaşkanlığı/Murat Çetinmuhurdar/Anadolu/Getty Images
Recep Tayyip Erdoğan, ortada, Aralık ayında İstanbul Tersanesi Komutanlığı'nda düzenlenen bir deniz platformunun hizmete alınma törenine katılıyor. Türkiye, Karadeniz'de önemli bir deniz gücüdür. © TUR Cumhurbaşkanlığı/Murat Çetinmuhurdar/Anadolu/Getty Images
Baykar'ın Bayraktar TB3 insansız hava aracı, Şubat ayında Baltık Denizi'nde düzenlenen bir NATO eğitim tatbikatı kapsamında dondurucu soğukta uçuş gösterisi yaptı. © Baykar/Anadolu/Getty Images
Baykar'ın Bayraktar TB3 insansız hava aracı, Şubat ayında Baltık Denizi'nde düzenlenen bir NATO eğitim tatbikatı kapsamında dondurucu soğukta uçuş gösterisi yaptı. © Baykar/Anadolu/Getty Images
Turkish defence spending has been rising, reflecting the broader trend in non-US Nato
Turkish defence spending has been rising, reflecting the broader trend in non-US Nato

AB ülkeleri Erdoğan’ın artan otoriterliğinden rahatsız. Ama Türkiye’nin sert gücünü istiyorlar.

Belki de sadece dil sürçmesiydi. Ursula von der Leyen bu yılın başlarında Avrupa’nın Rusya, Çin ve Türkiye’nin etkisi altına girme riskiyle karşı karşıya olduğunu söylemişti. Bunun, “bizim için işleri zorlaştıracağını” ifade etmişti.

Bu korkunç bir gaf oldu. Avrupa Komisyonu Başkanı, kilit bir NATO müttefikini ve uzun süredir AB üyeliğine aday olan bir ülkeyi, Avrupa’nın en büyük iki rakibiyle aynı kefeye koymuştu. Birkaç gün sonra Komisyon’un basın servisi bu sözleri beceriksizce geri çekince, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan sert karşılık verdi: “Avrupa’nın Türkiye’ye ihtiyacı, Türkiye’nin Avrupa’ya ihtiyacından daha fazla.”

Erdoğan’ın artan otoriterliği, Türkiye’yi uzun süredir zor ve öngörülemez bir müttefik haline getiriyor. Bugün Ukrayna ve Orta Doğu’daki çatışmalar ile ABD’nin güvenlik şemsiyesini Avrupa’dan çekebileceği yönündeki endişeler, sert bir yeniden değerlendirmeyi zorluyor. Türkiye artık yalnızca sorunlu bir Avrupalı müttefik olarak görülmüyor. Aynı zamanda kritik bir stratejik ortak.

NATO’nun Brüksel’deki karargâhında Türkiye, ABD’den sonra ikinci sırada gelen “vazgeçilmez bir ortak” olarak anılıyor; ittifakın güneydoğu kanadında bir kaya, Karadeniz’de büyük bir deniz gücü. Türkiye’nin savunma sanayisi de Avrupa’daki NATO üyelerinin acilen ihtiyaç duyduğu drone ve güdümlü füze gibi silahları seri üretmek için gereken ölçeğe ve uzmanlığa sahip.

Ankara şimdi artan jeopolitik ağırlığını daha yakın AB ilişkilerine, Avrupa’nın şekillenmekte olan güvenlik düzeninde resmî bir role ve büyüyen savunma sanayisi için silah anlaşmalarına dönüştürmek istiyor. Avrupa orduları Türk top mermilerine, dronlarına ve kara gücüne ihtiyaç duyarken, Erdoğan daha iyi AB erişimi, savunma sözleşmeleri ve en önemlisi bunlarla birlikte gelen teknoloji ve finansmanı istiyor.

Pek çok Avrupalı lider, özellikle ABD Başkanı Donald Trump Avrupa’daki Amerikan askerlerini ve teçhizatını azaltmaya yönelirken, Erdoğan’ın isteklerinin karşılanması gerektiğine inanıyor. Türkiye’nin geçen yılki 10 milyar dolarlık savunma ihracatının yarısından çok daha fazlası NATO ülkelerine gitti.

Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb haziran ayında, “Güvenlik perspektifinden bakıldığında Türkiye’nin bize mümkün olduğunca yakın olması gerektiği anlayışına zihnimizi açmamız gerekiyor,” dedi. “Dünyada güç göstermek istiyorsak büyük düşünmeye başlamalıyız.”

“Büyük düşünmek” ve büyük harcamalar, 7 Temmuz’da Ankara’da yapılacak NATO zirvesinin büyük bölümünü şekillendirecek. Zirvenin ana çabası, Avrupa’nın Trump’ı 32 üyeli askeri ittifaka bağlı tutmaya çalışması olacak. Analistlere ve yetkililere göre buna paralel olarak, ABD geri çekilirken Türkiye’nin ve savunma sanayi üssünün Avrupa’ya ne kadar entegre edilebileceği gündemi de var.

Zirvenin Türkiye’de yapılacak olması bile Avrupa’nın bakışının ne kadar değiştiğini gösteriyor. On yıl önce Erdoğan, NATO’yu 2018 toplantısını İstanbul’da yapmaya davet etmişti; bu teklifin kabul edileceği yaygın şekilde varsayılıyordu. Ancak bu planlar, Türkiye’de demokrasinin gerilemesine ilişkin kaygılar nedeniyle bir düzine Avrupalı müttefik tarafından engellendi.

Bir hafta sonra Erdoğan, darbe girişiminin ardından kamu görevlilerine ve muhalif isimlere yönelik geniş çaplı bir tasfiye başlattı. Bundan birkaç ay sonra Türkiye, Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın almak için görüşmelere başladı.

O dönem tartışmalarda bulunan bir NATO diplomatı, “Birçok Avrupa ülkesi, yaşananlardan sonra haklı çıktığını hissetti,” diyor. “Erdoğan’a söz verdikten sonra zirveyi ondan geri almak zorunda kalacakları kâbus senaryosundan kaçınmış oldular.”

Türkiye’nin 72 yaşındaki güçlü adamı Erdoğan artık sonunda istediğini aldı. Gelecek haftaki zirve, Erdoğan’ın 1.150 odalı Beştepe Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin devasa ihtişamı içinde yapılacak. Trump’ın duymak istediği şekilde Avrupalı NATO ülkelerinden daha yüksek savunma harcaması taahhütleri gelecek ve Erdoğan’ın imzalanmasını istediği Türk silahlarına yönelik büyük sözleşmeler gündemde olacak.

Türkiye’nin zorlanan ekonomisi ve demokrasisine ilişkin kaygılar ise son dönemdeki örneklere bakılırsa kırmızı halının altına süpürülecek.

Daha mayıs ayında bir Ankara mahkemesi, ülkenin ana muhalefet partisinin lideri Özgür Özel’i görevden aldı. Bu, Erdoğan’ın başlıca siyasi rakiplerinin karşı karşıya kaldığı yargı saldırısının son hamlesiydi. Bu süreç geçen yıl İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla hızlanmıştı. Buna rağmen ABD’li ve Avrupalı liderler hiçbir şey söylemedi.

Yine de Türkiye’nin daha yakın AB ilişkileri, daha sıkı güvenlik entegrasyonu ve bunların sağlayacağı uluslararası meşruiyet yönündeki arayışını ne kadar ileri taşıyabileceğinin bir sınırı var.

Türkiye’nin Avrupalı müttefiklerinin çoğu, Erdoğan hükümeti ve bunun NATO’nun ilan edilmiş “demokrasi, bireysel özgürlük ve hukukun üstünlüğü” ilkeleriyle uyumu hakkında derin kaygılar taşıyor. Yetkililere, diplomatlara ve analistlere göre bu, demokratik inceliklere duygusal bağlılıktan değil, sert bir çıkar hesabından kaynaklanıyor.

IstanPol Enstitüsü eş direktörü Seren Selvin Korkmaz, “Demokrasi ve jeostratejik istikrar ayrı meseleler değildir,” diyor. “Demokratik kurumlar, Türkiye’nin stratejik gücünün güvenilirliğini şekillendirir. Uluslararası anlaşmaların bireysel liderlerin ötesinde sürmesini sağlayan kurumsal altyapıyı sunarlar.”

Nitekim Türk makamları, zirve öncesinde bu sorunu hatırlattı. Toplantı öncesi yapılan güvenlik operasyonunda, çoğu altmışlı ve yetmişli yaşlarında olan üç düzineden fazla çevreci dahil 200’den fazla kişi terör şüphesiyle gözaltına alındı.

Batılı bir yetkili sorunu açık biçimde şöyle tarif ediyor: “Türkiye’nin iç, ekonomik ve siyasi kırılganlığı jeostratejik önemini ne zaman ve nasıl sınırlar ya da zayıflatır? Sonuçta gerçek soru, önemli olan soru bu.”

Türkiye’nin savunma sanayisi devrimi

Ankara’nın 200 kilometre batısında, Pers Kraliyet Yolu olarak bilinen antik bir yolun yakınındaki devasa modern bir tesiste, Türkiye’nin askeri-sanayi kompleksinin neden bu kadar değerli görüldüğünün nedenlerinden biri yatıyor. Hafif silah mühimmatı, havan mermileri ve topçu mermileri üreten Arca Savunma, belki de kimsenin adını duymadığı en büyük Türk savunma şirketi.

Yalnızca altı yıl önce eski bir NATO tedarik yetkilisi olan İsmail Terlemez tarafından kurulan Arca, baş döndürücü bir yükseliş yaşadı. Siyasi bağlantıları güçlü olan şirket, devlet haber ajansı Anadolu’ya göre geçen yıl Türkiye’nin en büyük savunma ihracatçısı oldu. Son dönemdeki en büyük sözleşmeleri arasında Slovakya, Bulgaristan ve Estonya ile yapılan milyarlarca dolarlık anlaşmalar var.

Geçen yıl ABD Adalet Bakanlığı, Terlemez’in NATO’da görevliyken bir dizi patlayıcı tedarik sözleşmesiyle bağlantılı olarak 115 bin eurodan fazla menfaat kabul ettiği yönündeki suçlamaları düşürdü.

Arca, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin Türkiye’nin “savunma sanayisi devrimi” diye adlandırdığı şeyin simgelerinden biri.

Türk savunma şirketleri hızlı hareket ediyor ve pazar talebine çabuk yanıt veriyor. Sektör hükümet tarafından ulusal kimliğin bir direği olarak yüceltiliyor.

Ankara’da herhangi bir günde dev reklam panolarında patlayan füzelerin, yükselen jetlerin ve ateşlenen topların videoları gösteriliyor. Bunların ardından çoğu zaman pilot gözlüğü takmış Erdoğan’ın fotoğrafı ve şu slogan geliyor: “Dostlarına güven, düşmanlarına korku veren Türkiye.”

Sektör ayrıca bir ülkenin NATO standartlarında silahlarda nasıl yüksek derecede kendi kendine yeterlilik sağlayabileceğini gösteriyor.

Bu hamle ilk olarak 1974 Kıbrıs Savaşı’ndan sonra başladı; o dönemde ABD silah ambargosu Türkiye’nin yabancı tedarikçilere bağımlılığını açığa çıkarmıştı. Erdoğan döneminde ise devlet desteğinin, bazen bütçe dışı özel bir savunma fonu aracılığıyla, siyasi bağlantılı savunma şampiyonlarına yönlendirilmesiyle hızlandı.

Analistlerin tahminine göre fonun harcamaları 2018’de zirveye çıktı ve GSYH’nin neredeyse yarım puanına ulaştı; bu da yaklaşık 3 milyar dolara denk geliyordu.

Üst düzey bir yetkili, geçmiş savunma hamlelerinin “meyvelerini topluyoruz” diyor. Bu yıl savunma ihracatının yaklaşık yüzde 30 artarak 13 milyar dolara çıkabileceğini öngörüyor. Yetkili gülümseyerek, “Avrupa’nın bizden öğreneceği çok şey var,” diye ekliyor.

Bugün Avrupa da savunma sanayisini yeniden inşa etmek ve tedarik zincirlerini güvence altına almak için benzer bir çaba içinde. Türk yetkililer, Türkiye’nin savunma girdilerinin değer bazında yüzde 80’den fazlasının yurt içinden sağlandığını iddia ediyor.

Üst düzey bir NATO savunma yetkilisi, “Türkiye’de Almanya’nın ancak eşleşebileceği düzeyde girişimcilik, mühendislik uzmanlığı ve sanayi ölçeği var. Ama Almanya pahalı,” diyor. “Türkler ayrıca NATO toplantılarına en iyi hazırlanmış şekilde geliyor ve en zor soruları soruyor. Onları kesinlikle kendi tarafınızda istersiniz.”

Yine de Türkiye’nin cephaneliği tek başına onu sarsılmaz bir müttefik yapmıyor. Savunma sanayisi de ülkeye ilişkin birçok NATO müttefikinin daha geniş çekincelerini özetleyen bazı engellerle karşı karşıya.

İlk ve en sembolik sorun pazar dışlanması. Avrupa NATO’sunun AB üyesi olmayan bir üyesi olarak Ankara, Brüksel’in 150 milyar euroluk silah için kredi programının dışında bırakıldı. Bu program AB’nin ortak bütçesine dayanıyor ve savunma üretimini, inovasyonu ve sınır ötesi işbirliğini artırmak için tasarlanmış durumda.

Türkiye bu sorunu Brüksel’i tamamen devre dışı bırakarak ve bunun yerine ikili anlaşmalar yaparak aşmaya çalıştı.

Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar’ın yönettiği, yapay zekâ destekli dronlarda dünya lideri Baykar, İtalyan Leonardo şirketiyle Avrupa’da faaliyet gösteren bir şirket olarak AB finansmanına erişim sağlayan bir ortak girişim kurdu. Türk mühimmat üreticisi Repkon da benzer şekilde Almanya’da üretim tesisleri kurmak için anlaşma imzaladı.

Türkiye ayrıca geçen yılın sonlarında İspanya hava kuvvetlerine Airbus ile ortak üretilecek 30 eğitim jeti sattı. Anlaşmanın değeri 2,6 milyar euro. Analistlere göre bu ortak üretim modeli, Avrupa silahlarını entegre eden diğer Türk savunma platformlarında da tekrarlanabilir.

Ankara merkezli savunma danışmanı Arda Mevlütoğlu, “İşbirliği için çok büyük potansiyel var,” diyor. “Batılı ülkeler kendi aviyonik ve silah sistemleriyle Türk platformlarına tak-çalıştır modeliyle entegre olabilir.”

Bu tür ortak girişimler, işlemsel dönemin ruhuna uygun. Ancak Türkiye’nin güvenlik rolüne ilişkin kapsayıcı bir Avrupa anlaşmasının parçası olmaması, bunun ne kadar ileri gidebileceğini de sınırlıyor.

Siyaset bilimci Korkmaz, “Avrupa Türkiye’den ne istiyor? Bu net değil ve sorun da bu. İlişki devam ediyor çünkü devam etmek zorunda, ama ilerlemiyor çünkü onu destekleyecek siyasi altyapı yok,” diyor. “Bu olmadan Türkiye daha önemli hale gelebilir ama paradoksal biçimde stratejik tartışmalarda daha az ilgili hale de gelebilir.”

İkinci sorun finansal. Türkiye’nin savunma sektörü hızla büyüyor olabilir; ancak daha geniş ekonomi yüzde 33 enflasyon, artan maliyetler ve diğer üreticilerin rekabet gücünü boğan değerlenen kur nedeniyle sıkıntı içinde.

Sektör ayrıca hukukun üstünlüğüne ilişkin kaygıların diğer sektörlerde yabancı yatırımı caydırdığı bir ülkede faaliyet gösteriyor. World Justice Project’in 2025 Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde Türkiye, 143 ülke arasında 118’inci sırada yer aldı; Rusya’nın yalnızca bir sıra üzerindeydi.

NATO savunma yetkilisi, “Türkiye’nin hukuk sistemi sermayeyi risk altında bırakıyor. Bu nedenle devlet kontrolündeki holdingler ve bir iki iyi bağlantılı özel şirket dışında Türkiye’nin savunma sanayisi sermaye bakımından hafif kalıyor. Bu, sektörün büyümesini ve derinliğini sınırlıyor,” diye ekliyor.

Üçüncü sorun güvenilirlik. Ankara, ulusal kararlılığı ve ülkenin dış baskıya dayanma kabiliyetini göstermek için savunma sanayisini sık sık öne çıkarıyor. Ancak bu tür abartılı tanıtım geri tepebiliyor.

Geçen yıl birçok Türk, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Türkiye’nin yerli savunma sanayisinin mücevheri olarak görülen beşinci nesil KAAN savaş uçağının yabancı yapımı motorlara bağımlı olduğunu kabul etmesiyle şaşkına döndü. Bu yıl da benzer aşırı vaatler, prototip Yıldırımhan balistik füzesinin ilan edilen 6.000 kilometre menzile sahip olduğu şeklinde sunuldu. Bu, Türkiye’nin mevcut en uzun menzilli füzesinden inanılması güç biçimde 10 kat daha fazla.

İkinci bir üst düzey Avrupalı savunma yetkilisi, “Türkler Apache benzeri bir helikopter yapıyor, dronları, karıştırıcı sistemleri var... Avrupa’nın en hızlı büyüyen savunma sanayilerinden biri,” diyor. Ancak yetkili, özellikle Yıldırımhan’a atıfla, “Bu yeni sistemlerden bazılarının tam olarak ne kadar etkileyici olduğu henüz görülecek,” diye ekliyor.

“Büyük NATO müttefikleri kendilerini güvende tutma konusunda gerçekten onlara güvenecek mi?”

Karşılıklı güvensizlik mirası

Türkiye’nin NATO ülkeleriyle ilişkileri, 2016’daki darbe girişiminden bu yana köklü biçimde iyileşti. O dönemde Erdoğan Batı’yı “darbecilerin ve teröristlerin yanında yer almakla” suçlamıştı.

Türk savunma şirketleri Avrupa orduları için önemli tedarikçiler haline geldi. Avrupa’nın Çin’e uzanan “Orta Koridor” ulaşım ve enerji güzergâhını güçlendirme isteği Türkiye’den geçiyor; bu da ülkenin stratejik konumunu daha da artırıyor.

Moskova ile ilişkilere gelince, Ankara işgal altındaki Kırım’ın Ukrayna’ya iadesini desteklemeyi sürdürüyor ve Türkiye’nin Rus enerjisine bağımlılığını azalttı.

Bu arada Türkiye Batı ilişkilerini yeniden değerli görmeye başladı. Bu yıl Türkiye’ye yönelen dört İran balistik füzesini düşürenler NATO hava savunma bataryalarıydı.

Türk savunma şirketleri —özellikle topçu gibi daha standartlaşmış ürünler üretenler— rekabetçi kalmak için Batı teknolojisine, finansmanına ve ortaklıklarına ihtiyaç duyuyor. Türkiye’nin savunma sanayisi kurumunda uluslararası işbirliği başkanı Ertaç Koca’ya göre Çin “hiç şüphesiz Türkiye’nin savunma sektörü için en büyük tehdit.”

En önemlisi, AB üyesi olmayan Birleşik Krallık gibi ülkeler dahil Avrupa, Türkiye’nin yaklaşık 720 milyar euroluk yıllık mal ve hizmet ticaretinin yaklaşık yarısını oluşturuyor.

Üst düzey bir Türk yetkili, “Avrupa bizim tek güvenli ve barışçıl sınırımız,” diye kabul ediyor. “Avrupa’nın istikrarına ve güvenliğine çok büyük değer veriyoruz.”

Yine de ilişkilerin daha iyi olması, iyi oldukları anlamına gelmiyor. Daha yakın savunma bağları da kaçınılmaz olarak ilişkileri iyi hale getirmeyecek. Bu da Türkiye ekonomisinin ihtiyaç duyduğu ticaret ve yatırım akışlarının üzerinde bir tavan oluşturuyor.

2005’te başlayan AB üyelik müzakereleri 2018’de donduruldu. Herkes, Türkiye’nin AB ile 1995’te, dijital ekonomi yükselişe geçmeden önce imzaladığı gümrük birliğinin güncellenmesi gerektiği konusunda hemfikir. Ancak bunu yapmak Ankara’nın kabul etmeye istekli olmayabileceği siyasi açıdan zor değişiklikler gerektirir; örneğin şeffaf kamu ihale politikalarına uymak gibi.

Eleştirmenlerin Türkiye’nin artan otoriterleşmesi olarak gördüğü durumdan kaynaklanan daha derin bir belirsizlik de tam işbirliğini sınırlıyor. Eleştirmenlere göre Türkiye tamamen otoriter hale gelirse, hükümetin temel önceliği ortak dış tehditlerle yüzleşmekten ziyade iç tehditleri ortadan kaldırmak olur. Bu, eski başbakan Viktor Orbán döneminde Macaristan’da yaşanana benzer.

Şimdilik iki taraf da ABD’nin artık Avrupa güvenliğinde eskiden oynadığı kapsayıcı rolü oynamadığı, giderek daha tehlikeli hale gelen bir dünyada yeni bir güvenlik düzenine doğru yol bulmaya çalışıyor.

İstanbul merkezli EDAM düşünce kuruluşunun direktörü Sinan Ülgen, “Karşılıklı güvensizliğin bu mirasının her zamankinden daha önemli olmasının nedeni bu,” diyor.

“Avrupa için soru şu: ‘İş ciddiye bindiğinde Türkiye AB’nin yanında mı yer alacak, yoksa kenarda mı duracak?’ Türkiye için soru şu: ‘Bu çıkmaz, işlevsiz bir NATO’ya ve Türkiye’yi dışlayan bir AB savunma mimarisine mi yol açacak?’”

Ülgen, “En kötü ihtimalde bu, daha önce korkulan her şeyi gerçek kılabilir: daha zayıf bir Avrupa ve kendi başının çaresine bakmak zorunda kalan bir Türkiye,” diye ekliyor. “Bu, keşfedilmemiş sular olur.”

← Ana sayfaya dön Sonraki haber

ABD'de yumurta üreticilerinin fiyatları manipüle ettiği iddiasıyla açılan davada yeni ayrıntılar ortaya çıktı

The Wall Street Journal
02.07.2026
İddia edilen koordinasyon

🔹 ABD Adalet Bakanlığı'na göre ülkenin en büyük üç yumurta üreticisinin yöneticileri 19 Aralık 2022'de yumurta fiyatlarını yüksek tutmak amacıyla ortak hareket etmeyi görüştü.

🔹 Soruşturmaya göre şirketler, toptan yumurta piyasasında agresif alım teklifleri vererek market fiyatlarını etkileyen sektör referans fiyatını yükseltmeyi hedefledi.

🔹 Adalet Bakanlığı, Cal-Maine Foods, Hickman's Egg Ranch ve Versova yöneticilerinin 2022-2025 döneminde telefon görüşmeleri ve mesajlaşmalar yoluyla tekliflerini koordine ettiğini öne sürdü.

Fiyat mekanizması

🔹 Şirketlerin, Egg Clearinghouse adlı toptan yumurta platformuna çok sayıda yüksek fiyatlı teklif verdiği, bunun ardından sektör referans fiyatlarını belirleyen Urner Barry'nin beyaz büyük boy yumurta fiyatlarını tüm bölgelerde yükselttiği iddia edildi.

🔹 Soruşturmaya göre bazı teklifler yalnızca fiyatları yukarı çekmek amacıyla verildi ve satış teklifleri gelmeye başlayınca iptal edildi.

🔹 Adalet Bakanlığı, bu yöntemin finans piyasalarında görülen "spoofing" benzeri bir fiyat yönlendirme tekniği olduğunu belirtti.

Kuş gribi dönemi

🔹 İddia edilen uygulamalar, kuş gribi nedeniyle milyonlarca tavuğun itlaf edildiği ve yumurta arzının ciddi şekilde azaldığı dönemde gerçekleşti.

🔹 Aynı dönemde yumurta fiyatları rekor seviyelere ulaştı, marketler satış sınırı uyguladı ve bazı restoranlar yumurta kullanımına ek ücret getirdi.

🔹 Adalet Bakanlığı, kuş gribinin arzı azalttığını kabul etmekle birlikte şirketlerin bu ortamı fiyatları daha da yükseltmek için kullandığını savundu.

Şirketlerin açıklamaları

🔹 Cal-Maine Foods suçlamaları reddederek şirket faaliyetlerinin yasal olduğunu ve fiyatları etkilemediğini açıkladı.

🔹 Versova da iddiaları kabul etmediğini, uzlaşmanın şirketin faaliyetlerine odaklanmasını sağlayacağını bildirdi.

🔹 Hickman's Egg Ranch'ın yeni sahibi, iddia edilen olayların satın alma işlemi öncesinde gerçekleştiğini açıkladı.

Uzlaşma

🔹 Şirketler, mahkeme onayına bağlı uzlaşma kapsamında gıda bankaları ve yardım kuruluşlarına toplam 50 milyondan fazla yumurta bağışlamayı kabul etti.

🔹 Uzlaşma kapsamında ayrıca soruşturmaya katılan eyaletlere toplam 3,3 milyon dolar ödeme yapılacak.

🔹 Adalet Bakanlığı, federal soruşturmanın Mart 2025'te kamuoyuna yansımasının ardından şirketlerin referans fiyatları üzerindeki etkisinin azaldığını ve yumurta fiyatlarının zirve seviyelerinden belirgin şekilde gerilediğini belirtti.

← Ana sayfaya dön Sonraki haber

Avrupa'daki sıcak hava dalgası Çin'den klima ithalatını artırdı

The Wall Street Journal
02.07.2026
Ticaret ve talep

🔹 Avrupa Birliği ile Çin arasında ticaret gerilimi sürerken, Çin devlet medyası Avrupa'nın sıcak hava dalgası nedeniyle Çin yapımı klimalara artan talebine dikkat çekti.

🔹 Çin, dünya klima ihracatının yaklaşık %40'ını gerçekleştiriyor. Ülke aynı zamanda akıllı telefon, elektrikli araç ve güneş paneli üretiminde de küresel liderler arasında yer alıyor.

🔹 Avrupa Birliği, Çin'in sübvansiyonlarla desteklenen düşük maliyetli ürünlerle Avrupa pazarını doldurduğunu savunurken, Çin bu iddiaları reddediyor ve rekabet gücünün şirketlerinden kaynaklandığını belirtiyor.

İhracatta artış

🔹 Çin gümrük verilerine göre Mayıs ayında Fransa'ya klima ihracatı yıllık bazda %57 artarak yaklaşık 26 milyon dolara ulaştı.

🔹 Aynı dönemde İspanya'ya klima ihracatı %41 artışla yaklaşık 71 milyon dolara yükseldi.

🔹 2026'nın ilk beş ayında Çin'in Avrupa Birliği'ne ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre %16 artarak yaklaşık 254 milyar dolara çıktı.

Avrupa'da klima talebi

🔹 Avrupa'daki hanelerin yalnızca yaklaşık beşte birinde klima bulunuyor. Kıtayı etkisi altına alan sıcak hava dalgası klima talebini hızla artırdı.

🔹 Çinli üretici Midea'nın Avrupa pazarı için geliştirdiği PortaSplit modeli birçok ülkede yoğun talep gördü. Almanya'daki yaklaşık 1.200 satış noktasını takip eden stok sisteminde, 2 Temmuz itibarıyla yalnızca dört cihazın kaldığı bildirildi.

🔹 Midea, Temmuz ayında Avrupa'ya 100 konteyner PortaSplit klima göndereceğini açıkladı. Şirket, 2026 yılında Fransa, İspanya, Almanya ve Birleşik Krallık'a yaptığı klima satışlarının geçen yıla göre %70'in üzerinde arttığını bildirdi.

🔹 Paris'in 17. bölgesinin belediye başkanı Geoffroy Boulard, sıcaklıkların bazı okul binalarında 43 derecenin üzerine çıkmasının ardından okullara kurulmak üzere 50 adet Haier marka klima satın aldı.

← Ana sayfaya dön Sonraki haber

Çin'de bir içerik üreticisinin usulsüzlük iddiaları akademik soruşturmaları hızlandırdı

The Wall Street Journal
02.07.2026
Soruşturmalar

🔹 Çinli içerik üreticisi Geng Hongwei, 12 Mayıs'ta yayımladığı videoda Şanghay Üniversitesi araştırmacılarının bir bilimsel makalede veri tahrifatı yaptığını öne sürdü.

🔹 Şanghay Üniversitesi aynı gün soruşturma başlattı. Yaklaşık bir ay sonra araştırma usulsüzlüğünü doğruladığını açıkladı, bir doktora sonrası araştırmacıyı görevden aldı ve Üniversitenin Translasyonel Tıp Enstitüsü dekanını görevden uzaklaştırdı.

🔹 Geng'in 21 Haziran'da Nature dergisinde yayımlanan 2025 tarihli başka bir makaleye yönelik iddialarının ardından ilgili üniversite soruşturma başlattı. Nature da makale hakkında inceleme yürüttüğünü açıkladı.

Etkisi

🔹 33 yaşındaki Geng Hongwei, son dönemde Çin'in önde gelen araştırmacıları ve prestijli bilim dergilerine yönelik iddialarıyla ülkenin en etkili bilim eleştirmenlerinden biri haline geldi.

🔹 Son iki ayda Geng'in gündeme getirdiği makaleler nedeniyle dört büyük Çin üniversitesi kıdemli akademisyenler hakkında disiplin işlemi uyguladı.

🔹 Nature bünyesindeki en az altı makaleye, yürütülen incelemeler nedeniyle editör notu eklendi. Bu makaleler henüz geri çekilmedi.

Bilimsel etik tartışması

🔹 Çin devlet haber ajansı Xinhua, bilimsel araştırmalarda güvenilirliğin korunmasının ülkenin itibarı açısından kritik önem taşıdığını belirtti.

🔹 Geng, araştırma usulsüzlüklerinin genç araştırmacıların kariyer baskısı ve kıdemli akademisyenlerin yeterli denetim yapmamasından kaynaklandığını savunuyor.

🔹 Geng, laboratuvar yöneticilerinin üretilen ham verilerden doğrudan sorumlu tutulması gerektiğini söyledi.

Uluslararası değerlendirmeler

🔹 Nature yetkilileri, iddiaların tüm yönleriyle dikkatli biçimde incelendiğini ve soruşturmaların titizlikle yürütüldüğünü açıkladı.

🔹 Geng ise birçok vakada veri tahrifatının açık olduğunu ve soruşturmaların teknik olarak kısa sürede tamamlanabileceğini savundu.

🔹 Nature Index verilerine göre sağlık bilimleri alanında dünyadaki en yüksek araştırma katkısına sahip ilk 10 kurumun yedisi Çin'de bulunuyor.

🔹 Mikrobiyolog Elisabeth Bik, Çin'deki yayın baskısının araştırmacıları usulsüzlüklere yöneltebildiğini belirtti. Bilimsel sahteciliğin tespit edilmesinin giderek zorlaştığını, araştırmaların yayımlanmadan önce bağımsız ekipler tarafından tekrar edilmesinin önemli bir çözüm olabileceğini ifade etti.

← Ana sayfaya dön Sonraki haber

Ekonomistler, yapay zekâ kaynaklı finansal ve ekonomik riskler konusunda uyarıyor

The Wall Street Journal
02.07.2026
Finansal riskler

🔹 Avrupa Merkez Bankası'nın Portekiz'in Sintra kentindeki yıllık ekonomi sempozyumunda yapay zekânın küresel ekonomi üzerindeki etkileri en önemli gündem maddelerinden biri oldu.

🔹 Uzmanlar, yapay zekâ altyapısına büyük yatırım yapan şirketlerin artan borçlanması, yatırımcıların yüksek kaldıraç kullanımı ve finansal sistemde oluşabilecek kırılganlıklar konusunda uyarıda bulundu.

🔹 IMF Para ve Sermaye Piyasaları Direktörü Tobias Adrian, hem borçlanan şirketlerde hem de yatırımcılarda kaldıraç kullanımının finansal istikrar açısından ciddi risk oluşturduğunu söyledi.

🔹 Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS), yapay zekâ yatırımlarındaki hızlı büyümenin tersine dönmesi halinde bazı ekonomilerin resesyona girebileceği uyarısında bulundu.

Yapay zekânın ekonomi üzerindeki etkileri

🔹 Çok sayıda ekonomist, yapay zekânın verimliliği artırarak uzun vadede ekonomik büyümeyi destekleme potansiyeline sahip olduğunu belirtti.

🔹 Eski ABD Merkez Bankası yetkilisi Kevin Warsh, yapay zekâ devriminin henüz başlangıç aşamasında olduğunu ve uzun vadede daha yüksek refah sağlayabileceğini söyledi.

🔹 Kanada Merkez Bankası Başkanı Tiff Macklem ise yapay zekâ şirketlerinin piyasa değerlemelerinin tarihsel ölçütlere göre yüksek seviyelere ulaştığını, bunun geçmişteki internet balonuna benzer riskler taşıyabileceğini ifade etti.

İstihdam ve yatırım endişeleri

🔹 Apollo Global Management Başekonomisti Torsten Slok, yapay zekânın yaygınlaşması halinde birçok işin otomasyona geçebileceğini, bunun da işsizliği artırarak tüketimi ve ekonomik büyümeyi olumsuz etkileyebileceğini söyledi.

🔹 Slok, yapay zekâ yatırımlarının beklenen verimlilik artışını sağlayamaması durumunda ise bugün yapılan büyük yatırımların beklenen getiriyi üretemeyebileceğini belirtti.

🔹 Yapay zekâ bağlantılı şirketlerin küresel yatırım portföylerindeki ağırlığının hızla arttığına dikkat çekildi. S&P 500 endeksindeki en büyük 10 şirket endeksin yaklaşık %40'ını oluştururken, yatırım yapılabilir kredi ihracının yaklaşık yarısı ve girişim sermayesi yatırımlarının %87'si yapay zekâ bağlantılı alanlara yöneldi.

Siber güvenlik uyarıları

🔹 İngiltere Merkez Bankası yetkilisi Sarah Breeden, gelişmiş yapay zekâ modellerinin şirket sistemlerindeki güvenlik açıklarını tespit edebildiğini, ancak bu açıkların yeterince hızlı kapatılmaması halinde kötü niyetli kişilerin bunlardan yararlanabileceğini söyledi.

🔹 Avrupa Merkez Bankası Yönetim Kurulu Üyesi Isabel Schnabel, büyük bir bulut hizmeti sağlayıcısına yönelik siber saldırının aynı anda çok sayıda finans kuruluşunu etkileyebileceği uyarısında bulundu.

← Ana sayfaya dön Sonraki haber

Michael Burry, yapay zekâ sektörüne yönelik açığa satış pozisyonlarını büyüttü

The Wall Street Journal
02.07.2026

🔹 Yatırımcı Michael Burry, yapay zekâ sektöründeki yükselişin sona ereceği beklentisiyle açığa satış pozisyonlarını genişletti.

🔹 Burry'nin yeni pozisyonları arasında Tesla, Applied Materials, Caterpillar ve yarı iletken sektörünü takip eden SOXX borsa yatırım fonuna yönelik düşüş beklentileri yer alıyor.

🔹 Burry, Güney Koreli Samsung ile SK Hynix'in yeni çip üretim merkezi için 500 milyar doların üzerinde yatırım planını yapay zekâ harcamalarının zirve noktasına yaklaştığının işareti olarak değerlendirdi.

🔹 Burry, Güney Kore'den açıklanan büyük yatırım planlarının ardından yaşanan çip hissesi yükselişini "sonun başlangıcı" olarak nitelendirdi.

🔹 SOXX ETF'sindeki açığa satış pozisyonu, fonun zirve seviyesinden yaklaşık üçte bir gerilemesi durumunda kâr sağlayacak şekilde yapılandırıldı.

🔹 Burry, Caterpillar'a yönelik açığa satış pozisyonunun gerekçelerini ayrıntılı açıklamasa da şirketin veri merkezleri ve çip üretim tesislerinin inşasında kullanılan ekipmanlar üretmesine dikkat çekti.

🔹 Elon Musk'ın elektrikli araç şirketi Tesla'ya yönelik yeni düşüş pozisyonu da açan Burry, hisse için 416,22 dolar seviyesini hedef fiyat olarak gösterdi.

🔹 Burry ayrıca Nvidia'ya yönelik aylardır sürdürdüğü açığa satış pozisyonunu da artırdı.

🔹 Kasım ayında Nvidia ve Palantir hisselerine karşı uzun vadeli düşüş beklentisi açıklayan Burry, Nvidia'nın bazı müşterilerini finansman yoluyla desteklediğini, bunun teknoloji balonuna benzer riskler oluşturabileceğini savunmuştu.

🔹 Burry'nin önceki tahminlerinden bu yana Nvidia hisseleri yaklaşık %5 gerilerken, Palantir hisseleri yaklaşık %40 değer kaybetti.

← Ana sayfaya dön Sonraki haber

SpaceX, Elon Musk'ın yapay zekâ odaklı yeni cihaz prototipini yatırımcılara tanıttı

The Wall Street Journal
02.07.2026

🔹 SpaceX, insanlarla yapay zekâ arasındaki etkileşimi değiştirmeyi hedefleyen, akıllı telefona benzer yeni bir cihazın prototipini şirketin halka arzı öncesinde bazı yatırımcılar ve paydaşlara gösterdi.

🔹 Prototipin iPhone'dan daha ince bir tasarıma sahip olduğu, SpaceX'in geliştirdiği özel bir işletim sistemiyle çalıştığı ve şirketin yapay zekâ birimi xAI'ın teknolojilerini kullandığı belirtildi.

🔹 Cihazın Qualcomm Snapdragon işlemcisiyle çalışacak şekilde tasarlandığı ifade edildi.

🔹 SpaceX, yatırımcılara projenin erken geliştirme aşamasında olduğunu ve nihai tasarımın değişebileceğini söyledi. Cihazın ticari olarak piyasaya sürülüp sürülmeyeceği ise henüz netleşmedi.

🔹 Proje, Elon Musk'ın uydu internet ağı Starlink, roket faaliyetleri ve yapay zekâ çalışmalarını tek bir tüketici platformunda bir araya getirme hedefinin parçası olarak değerlendiriliyor.

🔹 Elon Musk daha önce akıllı telefon üretme fikrinden hoşlanmadığını söylemiş, ancak gerekmesi halinde böyle bir cihaz geliştirebileceklerini ifade etmişti. Şubat ayında ise SpaceX'in Starlink bağlantılı telefon geliştirdiği yönündeki iddiaları reddetmişti.

🔹 Bazı yatırımcılara, Musk'ın uzun süredir şirketlerinin teknolojilerini tek bir tüketici cihazında buluşturacak bir platform oluşturmayı hedeflediği aktarıldı.

🔹 Prototipin, Musk'ın X platformu için savunduğu "her şey uygulaması" yaklaşımını temel aldığı ve farklı hizmetleri tek bir ekosistemde birleştirmeyi amaçladığı belirtildi.

🔹 Yapay zekâ destekli cihaz geliştirme yarışında OpenAI da yeni nesil AI cihazları üzerinde çalışırken, Çin'de ByteDance yapay zekâ modeli Doubao ile çalışan akıllı telefonunu piyasaya sürdü.

← Ana sayfaya dön Sonraki haber

Trump'ın İran ile müzakereleri uzarken kalıcı anlaşma belirsizliğini koruyor

The Wall Street Journal
02.07.2026
Müzakere süreci

🔹 ABD ile İran, çatışmaları durdurmak, Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak ve ABD'nin İran'a yönelik deniz ablukasını kaldırmak için bir mutabakat imzaladı. Taraflar ayrıca İran'ın nükleer programı da dahil olmak üzere temel anlaşmazlıkları 60 gün içinde müzakere etmeyi kabul etti.

🔹 Mutabakatın yürürlüğe girmesinin üzerinden iki hafta geçmesine rağmen nükleer müzakereler başlamadı. Taraflar Hürmüz Boğazı'nın kontrolü, İsrail'in Lübnan'daki operasyonları ve dondurulan İran varlıkları gibi konuları yeniden tartışıyor.

🔹 Uzmanlar, İran'ın hassas nükleer konuları erteleyerek müzakereleri uzatma stratejisini uzun yıllardır uyguladığını belirtiyor.

Trump yönetiminin yaklaşımı

🔹 Donald Trump seçim kampanyasında uzun süreli savaşları sona erdirme sözü vermişti. Yönetim, müzakereler uzasa bile yeniden askeri çatışmaya dönmeye sıcak bakmıyor.

🔹 ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran'ın nükleer programını yeniden inşa etmeye başlaması veya ticari gemilere yeniden saldırması halinde ABD'nin yaklaşımının değişebileceğini söyledi.

🔹 ABD'nin özel temsilcisi Steve Witkoff ile Jared Kushner, Katar'da önce ateşkes sürecini ilerletmeyi, ardından İran'ın nükleer programına ilişkin görüşmelere geçmeyi hedefledi.

Geçici mutabakatın şartları

🔹 Taraflar nihai anlaşmaya kadar birbirlerine saldırmama, bölgesel ateşkesi sürdürme ve İran'ın mevcut nükleer program durumunu koruma konusunda uzlaştı.

🔹 ABD yeni yaptırım uygulamama ve bölgeye ilave askeri güç göndermeme taahhüdünde bulundu. İran ise Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğinin savaş öncesi seviyelere dönmesini kabul etti.

🔹 Nihai anlaşma için belirlenen 18 Ağustos tarihi, tarafların ortak kararıyla uzatılabilecek.

Ekonomik ve siyasi etkiler

🔹 ABD Hazine Bakanlığı, İran petrolüne yönelik yaptırımlarda geçici rahatlama sağlayarak petrol gelirlerinin yeniden ülkeye akmasına izin verdi.

🔹 Uzmanlar, bu düzenlemenin iki ay içinde İran ekonomisine yaklaşık 10 milyar dolar gelir sağlayabileceğini değerlendiriyor.

🔹 Analistler, İran yönetiminin ekonomik izolasyonu azaltacak ve yeni bir çatışma riskini düşürecek kapsamlı bir anlaşma istediğini, ancak mevcut geçici durumun da her iki tarafa belirli siyasi avantajlar sağladığını belirtiyor.

Olası riskler

🔹 Uzmanlara göre İsrail ile İran arasında yeniden doğrudan çatışma çıkması, Lübnan'daki gerilimin artması veya nükleer müzakerelerde ilerleme sağlanamaması mevcut süreci sona erdirebilir.

🔹 Bazı analistler, taraflar arasında imzalanan mevcut mutabakatın Trump yönetimi ile İran arasında imzalanan ilk ve son anlaşma olabileceğini değerlendiriyor.

← Ana sayfaya dön