Amerika’nın 250 yıllık Çin rüyası nasıl en büyük stratejik meydan okumasına dönüştü
South China Morning Post
🔹 Şubat 1784’te Empress of China adlı Amerikan ticaret gemisi New York’tan Çin’e yelken açtı ve altı ay sonra Qing yönetiminin Batılı deniz ticaretine izin verdiği tek liman olan Kanton’a ulaştı.
🔹 ABD ile Çin, 250 yıl sonra ticaret, teknoloji, güvenlik ve küresel düzen üzerindeki rekabetin merkezinde yer alan dünyanın en büyük iki ekonomisi haline geldi.
🔹 ABD’nin Çin’e yönelik yaklaşımı zaman içinde aranan pazar, hayranlık duyulan medeniyet, misyonerlik projesi ve stratejik rakip anlayışları arasında değişti.
🔹 Çin çayı, Amerikan Devrimi öncesinde ve sonrasında ekonomik önem taşıdı. 1773’te Boston Limanı’na dökülen çay da Çin’den gelmişti.
🔹 Çin pazarına erişim düşüncesi 19. yüzyılda Çin ticareti ve Açık Kapı Politikası ile sürdü; Washington, Çin’in yabancı güçler arasında özel nüfuz bölgelerine bölünmesi yerine eşit ticari erişim çağrısı yaptı.
🔹 Çin’in 2001’de Dünya Ticaret Örgütü’ne katılması, Çin ekonomisinin açılmasının ihracat pazarlarını genişleteceği ve ABD öncülüğündeki küresel ekonomik sistemi güçlendireceği beklentisini artırdı. Dönemin ABD Başkanı Bill Clinton, Çin’in pazarlarını Amerikan ürün ve hizmetlerine açacağını söyledi.
🔹 Çin, Amerikan ekonomik modeline yaklaşmak yerine devlet öncülüğündeki bir sistem geliştirdi. Washington, bu sistemi giderek bir fırsattan çok stratejik meydan okuma olarak gördü; ilk Trump yönetimi 2018’de ticaret savaşı başlattı, ikinci yönetim ise bu süreci 2025’te genişletti.
🔹 18. yüzyılın sonlarında Çin daha zengin ve yerleşik bir medeniyetken ABD yeni ve kırılgan bir cumhuriyetti. Güç dengesi 20. yüzyılın başlarında değişti; ABD sanayileşme ve ekonomik büyümeyle Pasifik gücüne dönüşürken Çin, 19. yüzyıl boyunca geriledi.
🔹 ABD’nin Çin’i dönüştürme hedefi misyonerlik faaliyetleriyle Çin’i Hristiyanlaştırma, ekonomik politikalarla kapitalistleştirme ve daha sonra komünist olmayan bir ülkeye dönüştürme amaçları taşıdı. 1979’da diplomatik ilişkilerin normalleşmesi, Deng Xiaoping’in ABD ziyareti ve Çin’in reform politikaları, Washington’da angajmanın Çin’i dönüştürebileceği düşüncesini güçlendirdi.
🔹 Pekin’de birçok lider, Amerikan angajmanını Çin’in siyasi sistemini değiştirme girişimi olarak yorumladı. ABD yönetimleri rejim değişikliği istemediklerini açıklasa da Çinli liderlerde bu konudaki şüphe devam etti.
🔹 Çinli işçilerin ABD’de demiryolu, madencilik, tarım ve küçük işletmelere katkısı dışlayıcı politikalarla gölgede kaldı; bu süreç Çinli göçmenlere yönelik ayrımcılık tarihinin bir parçasını oluşturdu.
🔹 ABD ile Çin arasındaki ilişki dostluk ve rekabete doğrusal biçimde ilerlemedi; iki ülke ilişkileri aşırı iyimserlik ile aşırı korku arasında tekrar tekrar değişti. Çin ve ABD son iki yüzyılda rakip, düşman, ortak ve işbirlikçi taraflar olarak karşı karşıya geldi.